ANA SAYFA

 

 

Murat Çiftkaya

                      yazar

ANA SAYFA | KİMDİR | YAZILAR | KİTAPLAR | ÖYKÜLER LİNKLER  |   @ MAİL  |      

 

solmenu

YAZILAR

Devletler de ölür

'İslami bisiklet'e nasıl binilir?

PKK’ya rağmen hak ve özgürlükler!

Ya Kürtler olmasaydı?

*Nerede benim rakım?” ya da nereden nereye?

Müslüman, ahlak ve para

Mardin Türkiye’ye ne söylüyor?

CHP neden iktidara gelemez ?

Cemaat mi camia mı tartışmalarına bir katkı

Cemaat, hükümet ve birkaç nokta

Havuza Taş Atma Yasaktır!

İslamcı aklın hazin göçü

İffeti yeniden hatırlamak

Düştüğümüz yerden nasıl kalkabiliriz?

En tehlikeli iktidar mücadelesi

Kadın ve eğe kemiği

Erkek erkektir

Erkekler nasıl adam olabilir?

Kimi Türk asker, kimi Türk bedelli doğar!

Bayram Otele mektup

Kâbe'nin tepesindeki saat niçin kaldırılmalı?

Tarikat ve cemaatlerin ayakta kalmasının sırrı

Derinden gelen haberler

Tepe lambalı araçlar neyin sembolü

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye -II

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye - I

Yeni ihraç malı laiklik mi?

Peçenizle beni korkutuyorsunuz

Cemaat

Mesele bölünmek değil ki...

Şiddete meyyalim, vallahi dertten

Varlığımız kime armağan

 

Reklam

 

 

uzamax

 

 

Yazmak Ve Yaşamak

 

Yazmak ve yaşamak

 

28.02.2006- Yeni Asya Gazetesi

 

Bir yazar, yazarken düşünmemeli, der. Düşünmek yazının büyüsünü bozarmış. "İlham" denilen sırrın bir başka açıdan anlatımı belki de bu.

Geçenlerde, gözetmenlik yaptığım sınav salonda bir öğrencinin çilesi  hala gözlerimin önünde. Yüzünde dünyanın bütün dertlerine ağlayan, bütün acılarını aynı anda çeken bir ifadeyle, yazmaya çalışıyordu bu öğrenci. Düşünüyor, bir kelime yazıyor, gözüyle değil ama yüzüyle ağlıyor, bir iki kelime daha yazıyor, sonra beğenmeyip son kelimeyi silip tekrar ağlıyordu. Sınıfta tek kalan öğrenci oydu, ve ben sıkılmıştım. Yarım saat boyunca sıkıntı ve hüzünle onu seyrettim. Yazmak, hele de yazacak bir şeyi yoksa insanın, ne kadar zordu öyle? Siz, bir de yaşayacak bir şeyi olmadığı halde yaşamaya çalışanları düşünün!

Yazı, insanın yüreğinden, zihninden, benliğinin kara derinliklerinden... nereden çıkıyorsa, varıp dokunacağı yer okuyucunun tam da orasıdır. Yazar sıkılarak yazmışsa, okuyucu da sıkılır; akarak yazmışsa, okuyucu akarak okur; yazar benliğini öne çıkarıyorsa, sağlam okuyucunun da benliği alır bu mesajı hemen. Sihir değil de nedir bu? Beyandaki sihir...

Yazar büyücü değildir, ama söz büyülüdür. Beyaz bir kağıt üstündeki kara noktacıklar nasıl kah ağlatır, kah güldürür, kah düşündürür yoksa? Büyüsü kaçtı mı, tadı da kaçar yazının. Ondan değil midir ki, derinden derine okumadan önce, şöyle bir yoklarız yazıyı. Neremize dokunuyor, okumaya değer mi, büyüsü var mı diye...

Yaşamda, hep sürprizler bekler insanoğlu. Umulmadık yerde, umulmadık zamanda umulmadık işler olmasını umar. Sıradanlıktan kaçıp, "farklı bir şeyler" arayışımızı nasıl açıklarız yoksa? Yaşam için geçerli olan yazı için de geçerlidir. Tekdüze, olağan, sıkıcı derslerin değil de her an insanı yerinden zıplatacak büyücülük işlerinin ders verildiği bir okulu ve onun afacan öğrencilerini anlatan bir roman dizisinin bütün dünyada yüz milyonlarca satması bundan değil mi?

Her şeyin tekdüze aktığı bir yaşantı veya yazı sıkar insanı. Hep durgun akan nehirlere razı olmayız. Bazen dalgalarla boğuşmak, çağlayanlardan atlamak isteriz. Tıpkı, çılgın gibi akan nehirlerde kürek sallayanlar gibi yazılarda macera ararız.

Zaman nehri önüne katıp bazen usulca, bazen coşkuyla sürüklerken bizi, sormalı değil miyiz: sıkılmadan nasıl yaşar ve nasıl yazar insan? Sakın, okuyucu köşenize büzülüp "Yazma işinden bize ne! Onu yazarlar düşünsün!" demeyin.

Hepimiz yazıyoruz. Kimimiz yazdığının farkında, kimimiz belki sonra fark edecek, ama hepimiz yazıyoruz. Yaşarken yazıyoruz. Hayatımız bir kalem, onunla her birimiz kendi kitabımızı yazıyoruz. Hani, "Hayatım bir roman" derler ya, aynen onun gibi! İlk çığlıkla başlayan, son nefeste noktalanacak bir kitabımız var hepimizin. Her gün yeni bir sayfasını kaleme aldığımız...

Kimi hayatlar kısa, kimisi uzun. O kimi kısacık hayatlarda nice güzel öyküler yaşanıyor. Nasıl ki, kitabı güzelleştiren uzunluğu değil, hayatı da güzel kılan sayfa sayısı değil, içindeki güzel öyküler. Hikmetle Yazan ve Şefkatle Okuyan Rabbimizin huzuruna çıkıp da kitabımızı uzattığımızda, bizi utandırmayacak güzellikteki öyküler...

Bu köşede, güzel öyküleri birlikte yazmak ve okumak dileğiyle...

Zorunlu bir not: “Sözcükler” isimli bu köşede bir seneye yakındır huzurda utandırmayacak yazılar kaleme almaya çalışıyorum. Yazılarımın günlük bir gazeteden ziyade haftalık bir ek ya da dergiye uyacak konuları ele aldığının farkındayım. Güncel havadisi hikmetle tahlil edenleri takdir etsem de, başka türlüsü elimden gelmiyor. Ama elimden geldiğince Üstadımın “Edipler [yazarlar] edepli olmalı, hem de edeb-i İslâmiye ile müteeddib [edeblenmiş] olmalı” uyarısını aklımdan ve kalbimden çıkarmamaya gayret ediyorum. Okuyucularımdan ricam, bu köşedeki yazıların herhangi türden bir “siyaset”e muhalif veya muvafık olmak üzere yazılmadığını hatırda tutmaları ve o gözle okumalarıdır. MÇ

Yeni Sayfa 1

KİTAPLAR

 

 

sayfama giriş yapabilir,

arkadaşlarınıza tavsiye edebilirsiniz.

 

 

 

 

Reklam