ANA SAYFA

 

 

Murat Çiftkaya

                      yazar

ANA SAYFA | KİMDİR | YAZILAR | KİTAPLAR | ÖYKÜLER LİNKLER  |   @ MAİL  |      

 

solmenu

YAZILAR

Devletler de ölür

'İslami bisiklet'e nasıl binilir?

PKK’ya rağmen hak ve özgürlükler!

Ya Kürtler olmasaydı?

*Nerede benim rakım?” ya da nereden nereye?

Müslüman, ahlak ve para

Mardin Türkiye’ye ne söylüyor?

CHP neden iktidara gelemez ?

Cemaat mi camia mı tartışmalarına bir katkı

Cemaat, hükümet ve birkaç nokta

Havuza Taş Atma Yasaktır!

İslamcı aklın hazin göçü

İffeti yeniden hatırlamak

Düştüğümüz yerden nasıl kalkabiliriz?

En tehlikeli iktidar mücadelesi

Kadın ve eğe kemiği

Erkek erkektir

Erkekler nasıl adam olabilir?

Kimi Türk asker, kimi Türk bedelli doğar!

Bayram Otele mektup

Kâbe'nin tepesindeki saat niçin kaldırılmalı?

Tarikat ve cemaatlerin ayakta kalmasının sırrı

Derinden gelen haberler

Tepe lambalı araçlar neyin sembolü

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye -II

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye - I

Yeni ihraç malı laiklik mi?

Peçenizle beni korkutuyorsunuz

Cemaat

Mesele bölünmek değil ki...

Şiddete meyyalim, vallahi dertten

Varlığımız kime armağan

 

Reklam

 

 

uzamax

 

 

Yakınmak ve sığınmak

 

Yakınmak veya sığınmak

 

23.04.2006- Yeni Asya Gazetesi

 

Bundan çok ama çok uzun zaman önce, dünyanın uzak bir kösesinde, on beş-on altı yaslarında bir delikanlı silahlı eşkıya tarafından yakalanmış ve köle olarak satılmak üzere başka bir ülkeye götürülmüş. Çocuk köleliği boyunca çobanlık yapmaya zorlanmış. Yüksek dağların tepesinde, soğukta, elbisesiz, aç ve yapayalnız halde aylar geçirmiş.

Ancak, bu ruhen ve maddeten en zor şartlar delikanlı için bambaşka bir fırsatın kapısını açmış. Sosyal hayatin keşmekeşinde yakalayamayacağı tefekkür ve derin düşünce melekesini bu uzun yalnızlık zamanlarında geliştirmiş. Yaratıcısını ve Onun rahmetini "daha güzel" şartlarda aramayıp, kendisini kuşatan şartların içindeki güzelliği keşfetmiş.

Başlangıçta hiç de dindar birisi olmadığı halde, ruhunu izleyerek rahmet ve kudret-i ilahiyeyi keşfetmiş. Istıraplarından sıyrılmış ve saatler boyu huşu içinde dua ve ibadet etmiş--karda, yağmurda, soğukta...

Genç köle, "Daha iyi bir hayatim olsaydı, neler yapabilirdim?" sorusu yerine, "Su sahip olduğum hayatta neler yapabilirim?" diye sormuş ve içinde yaratıldığı şartları birer dua ve kulluk vesilesi yapmış.

O halden kurtulmak için de bütün gücüyle dua etmiş. Bir gün dua ederken bir ses duymuş. Duaları işitilmiş ve cevap verilmiş. Eve gidiyormuş!. O ses "Gemin hazır!" diyormuş çünkü.

Üç yüz kilometre civarındaki yolu yürüyüp sahile ulaşmış, memleketine giden gemiye bir yolunu bularak binmiş ve özgürlüğüne kavuşmuş. Ailesine geri döndüğünde artık eski genç değilmiş o. Ailesini bu kez kendi seçimiyle terk etmiş ve semavi bir dini o sıralar demir çağının vahşetini yasayan, cahil ve kaba bir halka tebliğ etmek için yola koyulmuş.

O çağda bu dinin hamiliğini üstlenmiş bir imparatorluk pek çok yeri ele geçirmiş olmasına rağmen, bu topraklara girememiş bir turlu. Bu ülkenin insanları sürekli savaşıyorlar, savaş esirlerini olduruyorlar, kafataslarını sus niyetine bellerine asıyorlarmış.

İşte bir zamanların köle çocuğu, şimdinin genç din adamı, bu insanları sabır dolu bir çabanın sonucunda bu semavi dinle tanıştırmış ve medeniyete kavuşturmuş. Okuryazarlık onun sayesinde gelişmiş ve ona öğrencilik yapanlar daha sonra öğretmenliğe başlamışlar ve bu caba halka halka genişlemiş..

How the Irish Saved Civilization kitabı bu gencin -bilinen ismiyle Aziz Patrick'in- besinci yüzyılda İrlanda'nın hidayetine vesile olusunun ve Roma İmparatorluğunun dağılma surecinde, kitabi ve yazıyı canlı tutarak bir medeniyetin hayatiyetine nasıl katkıda bulunduğunun ilginç hikayesini anlatıyor.

Bu hikaye belki bizden bir anlamda uzağa düşüyor; ama daha yakınlarımızdaki, kendi tarihimizdeki örnekleri de göz önüne aldığımızda sizce de şöyle bir sonuç çıkaramaz mıyız:

İnsanı zahiren çevreleyen olumsuz şartlar --hastalık, fakirlik, gurbet, yaslılık, esaret vs.-- belki çoğu şeye mani olabilir, ama insanin o şartlar içinde ifa etmesi gereken kulluk görevine mani olamaz! Bu şartlar insanın bedenini çevreleyebilir, ama ruhunu değil!

Hatta, tam tersine, bu zorlu şartlar insana acziyetini ve zaafını tam hissettirerek onu dergah-i ilahiyeye sığınmaya sevk edebilir. Ki dinî ve manevî hizmetlerde en büyük "basari" faktörünün kuvveti sonsuz kudret ve iradeden, yardımı da sonsuz rahmet hazinesinden almak olduğunu biliyoruz.

Öyleyse, bizim de içinde bulunduğumuz şartlardan yakınmak yerine, onları dergah-i ilahiyeye sığınmaya binek yapmamız gerekmez mi? İrademizi asan şartlar, acaba, onların karşısında aciz ve zayıf düşmemiz için mi, yoksa onların vesilesiyle Rabbimize acz ve zaafımızı ilan etmemiz için mi veriliyor bizlere?

Ne dersiniz, yakınmak mi, yoksa sığınmak mi daha çok yaraşır mümine?

Yeni Sayfa 1

KİTAPLAR

 

 

sayfama giriş yapabilir,

arkadaşlarınıza tavsiye edebilirsiniz.

 

 

 

 

Reklam