ANA SAYFA

 

 

Murat Çiftkaya

                      yazar

ANA SAYFA | KİMDİR | YAZILAR | KİTAPLAR | ÖYKÜLER LİNKLER  |   @ MAİL  |      

 

solmenu

YAZILAR

Devletler de ölür

'İslami bisiklet'e nasıl binilir?

PKK’ya rağmen hak ve özgürlükler!

Ya Kürtler olmasaydı?

*Nerede benim rakım?” ya da nereden nereye?

Müslüman, ahlak ve para

Mardin Türkiye’ye ne söylüyor?

CHP neden iktidara gelemez ?

Cemaat mi camia mı tartışmalarına bir katkı

Cemaat, hükümet ve birkaç nokta

Havuza Taş Atma Yasaktır!

İslamcı aklın hazin göçü

İffeti yeniden hatırlamak

Düştüğümüz yerden nasıl kalkabiliriz?

En tehlikeli iktidar mücadelesi

Kadın ve eğe kemiği

Erkek erkektir

Erkekler nasıl adam olabilir?

Kimi Türk asker, kimi Türk bedelli doğar!

Bayram Otele mektup

Kâbe'nin tepesindeki saat niçin kaldırılmalı?

Tarikat ve cemaatlerin ayakta kalmasının sırrı

Derinden gelen haberler

Tepe lambalı araçlar neyin sembolü

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye -II

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye - I

Yeni ihraç malı laiklik mi?

Peçenizle beni korkutuyorsunuz

Cemaat

Mesele bölünmek değil ki...

Şiddete meyyalim, vallahi dertten

Varlığımız kime armağan

 

Reklam

 

 

uzamax

 

 

Var olmak görünmektir

 

Var olmak görünmektir

 

04.07.2006- Yeni Asya Gazetesi

 

Varlığa aşığız. Varlık cennetimiz, yokluğumuz cehennem. Varlığımızı çoğaltmak, sonsuzcasına var olmak dileğimiz. Parça iken bütün, bir iken sonsuz, cüz’î iken küllî olmak isteriz. Azımızı çok eylemek, yokluk acımıza merhem sürmek isteriz. Duyularımızla ve duygularımızla diğer varlıkları varlığımıza katarız.

Duyarak, görerek, koklayarak, dokunarak varlığımızı çoğaltmaya çalışırız. Her yeni koku, her yeni ses, her yeni görüntü ile varlığımız genişler. Her duyu kâinatın en uç noktalarına kadar yayılır, âlemden devşirdiklerini bize getirir.

Böylece, bütün âlem mülkümüz olur. Mânen sahip oluruz her gördüğümüze, her duyduğumuza... Gördükçe, duydukça, düşündükçe var olduğumuzu hissederiz.

Zira, var olmak görmektir, duymaktır, koklamaktır.

Ama, var olmak aynı zamanda görünmektir. Âlemi gözbebeğinde saklayan insan, aynı zamanda, anlam ve değerini hissedecek, kısacası var olduğunu hissettirecek bir gözbebeği arar. Varlığını, güzelliğini takdir edecek bu gözbebeği olmadan yarım hisseder. Varlığının anlamını yansıdığı gözde kazanır. Görünerek çoğalır...

Cümle aşklar bir gözbebeği arayışının hikâyeleridir. Cümle şöhret arayışları, yansıdığı gözbebeklerinin sayısını arttırarak varlığını çoğaltma çırpınışlarıdır.

Ancak, nasıl insan nesnelerin sûretine gözünü açıp anlamlarına yüreğini kapatarak onları mânen kör bir kuyuya atabiliyorsa, görünmek isteyen insan da kendini, kendi hesabına çalışan, varlığının sadece görünür kısmına bakabilen kör gözlere satabiliyor.

Oysa, sonsuzcasına var olmak isteyen insan, onu sonsuzcasına kuşatabilecek, hakkıyla takdir edebilecek, mükemmel bir göz talep eder. Âşıkların mâşuklarına en küçük bir kusuru konduramamaları bundandır. İnsan kendine bakan gözün kusursuz olmasını ister. Aynı şekilde, o kusursuz gözde kusursuz görünmek ister. Milyarlarca dolarlık makyaj ve bakım endüstrisi ve estetik cerrahi sektörü insanın bu yönünü kullanır.

Gözünü, onu ve gördüklerini görerek ve bilerek harika bir san’atla Var Eden’in adına kullanan insan, kulak ve burun gibi duyuların aksine kendi iradesine ve tercihine bırakılmış olan bu duyusunu keyfince kullanamaz. Görmenin varlığını çoğaltmak için sadece geçici bir basamak olduğunu bilir.

Görmek görünenlerin ardlarında sakladıkları asıl anlamlara perde aralamaktır, onun için. Ki, gözünü asıl Basîr-i Hakikî adına kullandığında, görüneni görünmeyene vesile eylediğinde, çizilen sınırlara yaklaşmadığında, yasaklananlardan gözünü koruduğunda kendisinin de bir araç olduğunu, onun gözüyle bu âleme nazar edenin başkası olduğunu anlar. Bilir ki, harama açılan göz, o göz ile âleme açılan kalbin kapanması, o göz ile âleme nazar eden asıl Gören’in memnuniyetsizliğini sonuç verir.

Kalbin hakikatleri görebilmesi için, gözün kalb adına bakması gerekir. En güzel manzaraları, en harika güzellikleri yansıtsa da, kalbin rağmına bakan bir göz, o güzellikleri çirkinliğe, hakikatleri anlamsızlığa dönüştürmeye adaydır. Böylesi bir göz her gördüğüyle çoğalmaya değil, eksilmeye lâyıktır. Yasaklanmışa yönelen her göz, menhus bir geçici hazza vesile olsa da, kalbi yaralar, parçalar.

Görünerek var olmaya çalışan insanın önünde iki yol var aslında. Ya zalim ve aslında kör gözlere göstermeye, kendini onlara beğendirmeye çabalar. Onların keyfine göre şekil almaya, o şekle giremediğinde aşağılanmaya, en küçük kusurunda küçümsenmeye razı olur. Bu görünme çoğalmak değil azalmaktır. Zahiren güzelleşse de, kendini manen kör gözlere satan, hakikatte ruhen acizleşir, çirkinleşir.

Ya da, bütün kusurlarına rağmen ona şefkatle bakan bir gözün/nazarın Sahibine görünmeye, kendini Ona beğendirmeye çalışır insan. Ancak Onun sonsuz nazarında hakkıyla yansıdığında sonsuzluğa erişebileceğini bilir.

Henüz kimselerin onu göremediği bir haldeyken, merhamet gözüyle görüp onu varlığa buyur edenin, gözünde bütün âlemi bir şehrayin gibi yansıtıp onu insan makamına yükseltenin, ona görünme ve beğenilme arzusu vererek Kendisine cezb edenin, dolayısıyla hakkıyla görebilecek olanın sadece ve sadece O olabileceğini teslim eder.

Zahirî güzelliklerini sadece Onun adıyla bakan gözlere sergiler ve helâl dairede güzelliğini helâl gözlere gösterirken o gözlerin de aslında sadece ve sadece birer aracı olduğunu unutmaz...

Hem bedenlerin, hem gözlerin bir kez daha yakıcı bir imtihana girdiği şu yaz aylarında gözden uzak tutulmaması gereken şeyler değil mi bunlar?

Yeni Sayfa 1

KİTAPLAR

 

 

sayfama giriş yapabilir,

arkadaşlarınıza tavsiye edebilirsiniz.

 

 

 

 

Reklam