ANA SAYFA

 

 

Murat Çiftkaya

                      yazar

ANA SAYFA | KİMDİR | YAZILAR | KİTAPLAR | ÖYKÜLER LİNKLER  |   @ MAİL  |      

 

solmenu

YAZILAR

Devletler de ölür

'İslami bisiklet'e nasıl binilir?

PKK’ya rağmen hak ve özgürlükler!

Ya Kürtler olmasaydı?

*Nerede benim rakım?” ya da nereden nereye?

Müslüman, ahlak ve para

Mardin Türkiye’ye ne söylüyor?

CHP neden iktidara gelemez ?

Cemaat mi camia mı tartışmalarına bir katkı

Cemaat, hükümet ve birkaç nokta

Havuza Taş Atma Yasaktır!

İslamcı aklın hazin göçü

İffeti yeniden hatırlamak

Düştüğümüz yerden nasıl kalkabiliriz?

En tehlikeli iktidar mücadelesi

Kadın ve eğe kemiği

Erkek erkektir

Erkekler nasıl adam olabilir?

Kimi Türk asker, kimi Türk bedelli doğar!

Bayram Otele mektup

Kâbe'nin tepesindeki saat niçin kaldırılmalı?

Tarikat ve cemaatlerin ayakta kalmasının sırrı

Derinden gelen haberler

Tepe lambalı araçlar neyin sembolü

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye -II

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye - I

Yeni ihraç malı laiklik mi?

Peçenizle beni korkutuyorsunuz

Cemaat

Mesele bölünmek değil ki...

Şiddete meyyalim, vallahi dertten

Varlığımız kime armağan

 

Reklam

 

 

uzamax

 

 

Yeni ihraç malı laiklik mi?

 

Türkiye'nin yeni ihraç malı laiklik mi?

 

21.09.2011 - www.haber7.com

 

İslâm'da kiliseye benzer bir dinî kurum veya din adamları sınıfı bulunmaz. İran örneğini bir tarafa bırakırsak, yönetime belli bir dinî yorum adına hakim olup bu yorumu yaymaya çalışmak, dahası diğer din veya mezhep görüşlerini bu yoruma uymaya zorlamak İslâm'ın  yabancısı olduğu bir şeydir. Clergy'nin (din adamları) karşısında layman (din adamı olmayanlar) ayrımı bizde yoktur. İslâm geleneğinin âlimleri, fakihleri ve ârifleri vardır. İçtihad vardır ve bir içtihadın ancak icma-ı ümmet ile yaygınlık kazanabilmesi, diğer türlü genelleme ve yaymaya çalışmanın ise reddedilmesi kuralı vardır.

O yüzden Avrupa'nın yüzyıllar boyu Kilise'nin ve din adamlarının  hem dinî, hem siyasî, hem ekonomik baskı ve sömürüsüne karşı çıkıp layman'i din adamlarının sultasından çıkaran laik (din adamı olmayan) gelişimi bir ölçüde haklı görülebilir. Ama bunun İslâmiyet ile tek kelime ile ilgisi yoktur! Tam tersine, İslâmiyet hep avamın, yani sıradan insanın, yani layman'in sığınağı olagelmiştir.

Taklit en büyük zaaf ve hastalıktır. Başkasının adımlarını takip ederken kendine yabancılaşmaktır. Modern Türkiye'nin elitleri laikliği laisizm gibi bir ideolojiye dönüştürüp dini devlet kontrolüne sokan Fransa'nın Cumhuriyet Türkiyesinde ideal alırken ne yaptıklarının farkında mıydı bilinmez, ama laisizm onyıllarca dindarların ve gayrimüslimlerin tepesinde demoklesin kılıcı gibi salındı durdu.

Dinî tezahürler irtica ve gericilik denerek tukaka edildi. Din dünyevî ilerlemelerin önünde bir engel gibi resmedildi. Gayrimüslimler seküler laisizmin diğer bir kurbanı olarak haklarından ve serbestiyetlerinden mahrum edildi. Güya yönetim dinin etkisinden kurtarılmıştı! Ama din yönetimin cenderesine sokuldu ve laisizm bir baskı aracı olarak kullanılageldi.

Namaz kılan memurlar fişlendi, başı örtülü subaylar ordudan atıldı, başörtülüler öğrenim ve meslekî hayat hakkından mahrum bırakıldı. Din yaşlı ve aciz insanların harcıdır zihniyeti telkin edildi. Bu uygulamaların büyük kısmı devam ediyor. 

İslâm dünyasında laikliğin kalesi gibi görülen Türkiye Tunus gibi diğer İslâm ülkelerince örnek alındı. Burgiba rejimi Kemalist Türkiye'yi de sollayıp Tunus sokaklarda bile başörtüsünü yasaklayacak kadar ileri gitti. Cezayir, Mısır, Suriye ve Irak gibi İslâm ülkelerinde Müslüman Kardeşler gibi dinî hareketlere zulmedildi.

Türkiye yeni yeni baskıcı laiklik anlayışından kurtulmaya çalışıyor. Laisizm ideolojisinin açtığı yaralar şifa bulmuş değil. Elitlerimiz hâlâ dine ve dinin hakikatlerine Fransız. Pek meşhur ihraç kalemi dizilerimizde ilaç için bir tane bile örtülü genç kıza veya namaz kılan bir gence rastlamak mümkün değil.

Dahası,  Türkiye'de daha laikliğin tanımı üzerinde bile bir uzlaşma bulunmuyor. Müslümana karşı laik, Aleviye karşı Sünni, gayrimüslime karşı mutaassıp bir Müslüman gibi davranan devlet zihniyetinden kurtulmuş değiliz.

Hal böyleyken, baskıcı ve otoriter laikliği yedeğine almış istibdat rejimlerinden daha yeni kurtulmuş İslâm ülkelerine (ki bunların büyük kısmı İslâmiyet'i lafzen dahi olsa anayasalarında esas alıyorlar birçok İslâmî kuralın uygulanmasına imkân tanıyorlar) laiklik tavsiyesinde bulunmak düşündürücü değil mi?

"Siz de Türkiye örneğini izleyin" mesajı verilmiş olmasa gerek. Çünkü laiklik uygulaması açısından fevkalâde özürlü bir örneğiz biz. Ayrıca, her toplumun şartları ve tekâmül seyri birbirinden farklıdır ve de taklit kötü bir şeydir. Laik bir yönetim demokrasinin teminatı olmaya yetmiyor. Onlarca oldukça laik ama bir o kadar da otoriter veya totaliter rejim sayılabilir.

Bir Müslüman laik bir devlette yönetici olamaz mı? Olabilir. Başka çaresi yoksa, bir bankada müdür de olabilir, bir içki fabrikasında üretim şefi de olabilir. Ama bunu idealleştirebilir mi? Varolan bireysel durumunu genelleyebilir mi? Bunu başkalarına tavsiye edebilir mi?

Şahsen Başbakanın geçtiğimiz günlerde özgürlüğüne yeni kavuşmuş İslâm ülkelerindeki laiklik tavsiyelerini, yanlış bir danışman tavsiyesi veya bir iletişim kazası ya da bir rüşvet-i kelâm olarak değerlendirmek istiyorum. Devamının gelmeyeceğini ümit ediyorum.

Aslolan özgürlüktür, adalettir, kardeşliktir. İslâm kardeşliği tartışmalı kavramlar üzerinden yürütülemez.

Yeni Sayfa 1

KİTAPLAR

 

 

sayfama giriş yapabilir,

arkadaşlarınıza tavsiye edebilirsiniz.

 

 

 

 

Reklam