ANA SAYFA

 

 

Murat Çiftkaya

                      yazar

ANA SAYFA | KİMDİR | YAZILAR | KİTAPLAR | ÖYKÜLER LİNKLER  |   @ MAİL  |      

 

solmenu

YAZILAR

Devletler de ölür

'İslami bisiklet'e nasıl binilir?

PKK’ya rağmen hak ve özgürlükler!

Ya Kürtler olmasaydı?

*Nerede benim rakım?” ya da nereden nereye?

Müslüman, ahlak ve para

Mardin Türkiye’ye ne söylüyor?

CHP neden iktidara gelemez ?

Cemaat mi camia mı tartışmalarına bir katkı

Cemaat, hükümet ve birkaç nokta

Havuza Taş Atma Yasaktır!

İslamcı aklın hazin göçü

İffeti yeniden hatırlamak

Düştüğümüz yerden nasıl kalkabiliriz?

En tehlikeli iktidar mücadelesi

Kadın ve eğe kemiği

Erkek erkektir

Erkekler nasıl adam olabilir?

Kimi Türk asker, kimi Türk bedelli doğar!

Bayram Otele mektup

Kâbe'nin tepesindeki saat niçin kaldırılmalı?

Tarikat ve cemaatlerin ayakta kalmasının sırrı

Derinden gelen haberler

Tepe lambalı araçlar neyin sembolü

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye -II

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye - I

Yeni ihraç malı laiklik mi?

Peçenizle beni korkutuyorsunuz

Cemaat

Mesele bölünmek değil ki...

Şiddete meyyalim, vallahi dertten

Varlığımız kime armağan

 

Reklam

 

 

uzamax

 

 

Said-i Kürdi

 

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye: Bediüzzaman ve Milliyet

 

Murat Çiftkaya

 

www.haber7.com - 05.10.2011

 

Bu satırların yazarı orta öğretim yıllarında Münazarat'ın Türkler için yazılmış olduğunu ve kitabın epigrafındaki "kavmin" de Türkler olduğunu zannediyordu. Dahası, Risale-i Nur müellifinin neredeyse bir Türk milliyetçisi olduğunu düşünüyordu. Bu zan ve düşüncesi üniversite 2. sınıfına kadar sürdü.

Benimle sınırlı olmadığına inandığım sözkonusu yanılgının iki yönü olduğu kanaatindeyim. Birisi, Münazarat'ın en azından Said Nursi'nin tashihinden geçmiş haliyle bu zannı kolaylaştırdığı söylenebilir. Evet, Münazarat Kürtlere meşrutiyet ve hürriyeti anlatmak için yaşanmış ve yazılmıştır. Ama içeriğinin ve ana noktalarının rahatlıkla Türkler için de geçerli olması ilginç bir noktadır. Müsbet milliyet fikrini gösteren bu noktaya daha sonra dönmek üzere, diğer hususa, yani bizim özelde Münazarat genelde Eski Said eserleriyle ilgili çeşitli yanılgılarımıza göz atmakta fayda var.

19. yüzyıl pozitivizmi ve milliyetçiliğinin ve 20. yüzyıl ulus-devletçiliğinin şekillendirdiği, etkilediği veya en azından bulaştığı zihinlerimizle, Bediüzzaman'ın kimi eski eserlerine içeriden ya da dışarıdan yanılgılı bakışlar geliştirebiliyoruz. Meselâ, Nihal Atsız gibi seküler milliyetçiler için Bediüzzaman bir Kürtçü idi. Delili sözkonusu eserlerdeki bazı ifadelerdi. Veya benim gibiler için Bediüzzaman Müslüman ama bir Türk milliyetçisiydi. Risale-i Nur dairesindeki bazı Kürt talebeler için de Müslüman ama Kürt milliyetçisiydi ve belki de hâlâ öyle.

Bediüzzaman'a herhangi bir milliyetçilik ithafının altında, zihinsel bir bölünmenin varlığı tartışılmazdır. Meselâ, Eski Said'in çoğu eser ve faaliyetlerinin hamiyet-i milliyenin eseri olduğunu düşünmek aynı zihinsel bölünmenin yansımasıdır. Bu zihinsel bölünme, seküler okul eğitimi, aile, çevre ve bireysel eğilimlerin sonucunda, milliyet ile dinin ayrı alanlar olduğu zannından kaynaklanmaktadır.

Ulusçuluk ya da milliyetçilik din ile hayatı, kalb ile aklı, ahiret ile dünyayı birbirinden ayıran ve bazen ilk sıradakileri reddeden pozitivizm ve sekülerleşme süreçleri ile zuhur eden bir ideolojidir. O yüzden şaşı veya tek gözlü algısıyla milliyeti dinden bağımsız bir varlık alanı olabileceğini iddia etmiş, bu iddiayı İslam dünyasına da taşımış ve büyük ölçüde de başarılı olmuştur. Ulus-devletlerin tarihi sadece toplumsal bir tutkal olarak değil, merasimleri, maneviyatı, idealleri, vecdi ile milliyetçiliğin dinin yerine ikame gayretinin tarihidir.

Münazarat'a dönecek olursak, bu eser Bediüzzaman'ın hamiyetinin parlak bir eseridir. Bu hamiyet hem dinî hem millî hamiyettir. Daha somut ifade edecek olursak, Münazarat Muhammed ümmetinin Kürdistan adı verilen coğrafyasında yaşayan kısmının ilmî, siyasî ve sosyal sorunlarını kendine dert edinmiş bir kitaptır. Ve Bediüzzaman'ın daha sonraları kavramsallaştırdığı şekliyle "müsbet fikr-i milliye"nin yüksek bir örneğidir.

Aynı şekilde, Bediüzzaman rahatlıkla Said-i Kürdi ismini kullanmış, böylece İstanbul'da kendi memleketine ve insanlarına dikkat çekmeyi amaçlamış ve başarmıştır da. Her ne kadar kırılgan ve zahiri bir mahiyet arzetse de hilafetin ve millet sisteminin hâlâ geçerli olduğu, bölünmelerin henüz zihinlerden toplumsal ve siyasal hayata tam olarak sirayet etmediği bir ortamda Kürdistan'ın sorunlarına (fakirlik, cehalet, ihtilaf) çözüm arayışı da tek kelimeyle "hamiyet-i milliye"nin tezahürüdür ve müsbet fikr-i milliyenin meyvesidir.

Bu milliyet fikri müsbettir, çünkü sunduğu reçeteler sadece Kürt kavmiyle sınırlı kalamayacak kadar evrenseldir. Millî bir hamiyetin ürünüdür, çünkü Kürtlerin sorunlarına eğilmektedir. Ancak bugün bizim zihinlerimizde tasarladığımız bir dindışı/dinden bağımsız bir millilik değildir bu. Bu eserde hiç bir kavmî taassubun izine ve eserine rastlayamazsınız. Bir-iki sene önce İttihad-ı Muhammediyenin ateşli bir savunucusu olan aynı Bediüzzamanın birden bire milliyetçi olmasının imkânsızlığı da ortadadır.

 

Said-i Kürdî’den Said Nursî’ye Bediüzzaman ve Milliyet-II

Yeni Sayfa 1

KİTAPLAR

 

 

sayfama giriş yapabilir,

arkadaşlarınıza tavsiye edebilirsiniz.

 

 

 

 

Reklam