ANA SAYFA

 

 

Murat Çiftkaya

                      yazar

ANA SAYFA | KİMDİR | YAZILAR | KİTAPLAR | ÖYKÜLER LİNKLER  |   @ MAİL  |      

 

solmenu

YAZILAR

Devletler de ölür

'İslami bisiklet'e nasıl binilir?

PKK’ya rağmen hak ve özgürlükler!

Ya Kürtler olmasaydı?

*Nerede benim rakım?” ya da nereden nereye?

Müslüman, ahlak ve para

Mardin Türkiye’ye ne söylüyor?

CHP neden iktidara gelemez ?

Cemaat mi camia mı tartışmalarına bir katkı

Cemaat, hükümet ve birkaç nokta

Havuza Taş Atma Yasaktır!

İslamcı aklın hazin göçü

İffeti yeniden hatırlamak

Düştüğümüz yerden nasıl kalkabiliriz?

En tehlikeli iktidar mücadelesi

Kadın ve eğe kemiği

Erkek erkektir

Erkekler nasıl adam olabilir?

Kimi Türk asker, kimi Türk bedelli doğar!

Bayram Otele mektup

Kâbe'nin tepesindeki saat niçin kaldırılmalı?

Tarikat ve cemaatlerin ayakta kalmasının sırrı

Derinden gelen haberler

Tepe lambalı araçlar neyin sembolü

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye -II

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye - I

Yeni ihraç malı laiklik mi?

Peçenizle beni korkutuyorsunuz

Cemaat

Mesele bölünmek değil ki...

Şiddete meyyalim, vallahi dertten

Varlığımız kime armağan

 

Reklam

 

 

uzamax

 

 

*Nerede benim rakım

 

*Nerede benim rakım?”

ya da nereden nereye?

 

Murat Çiftkaya

 

08.08.2012- Haber7.com

 

 

İçki içmenin, dans etmenin, dekolte ve hatta bikini giymenin laiklik göstergesi sayıldığı tuhaf bir ülkeyiz.

Hala yapılıyor mu bilmem, geçmişte dindar olduğundan şüphelenilen subaylar içkili toplantılara eşleriyle davet edilir, başka subayların eşleriyle dans edip etmediklerine, eşlerinin de başka subaylarla dans etmesine göz yumup yummadıklarına bakılırdı.

Ve “disiplinsizlik” yapan subaylar tez elden ordudan atılırdı.

Meş’um 28 Şubat günlerinde, şimdi öte dünyada hesap vermekle meşgul bir kuvvet komutanı, dindar başbakanın içkisiz toplantısında, hatırlarsanız, ısrarla içki istemiş, ne yapıp edip getirtmiş ve sonra da basına önündeki rakı bardağıyla poz vermişti.

Toplantıdan sonra, genel kurmay başkanı da  ona “Aferin, bak ben de şarap istedim, ne güzel yaptık, değil mi?” demişti.

Birkaç gün önce medyaya düşen bir fotoğrafta ise bambaşka bir tablo görülüyordu. Yüksek Askeri Şura toplantısında komutanların önünde bırakın içkiyi, su bile yoktu.

İşte bu resim üzerine çok şey söylendi.

“Nereden nereye?” diyen kimileri hayıflandı, kimileri de sevindi.

Bazıları bunun generaller üzerinde kurulmuş dini bir baskı olduğunu, bazıları ise generaller oruç tutmayacağına göre su koyulmamasının gereksiz bir dayatma olduğunu söyledi.

Oysa, o tablo sadece çoktandır unuttuğumuz hayatın “olağan” akışının resminden başka bir şey değildi.

Namazın gösterişini yapabilirsiniz, ama orucun gösterişi olmaz.

Kim oruç tutar kim tutmaz, bilemeyiz.

O masada su olmaması, o komutanların oruç tuttuğunu değil, sadece o toplantıda su içmediklerini gösterir.

Çoğunluğu Ramazan orucunu ifa eden bir toplumun temsilcilerinin ve üst düzey memurlarının Ramazan günü yaptıkları toplantıda fotoğraf çektirirken önlerine su koyulmaması kadar olağan bir şey olabilir mi?

İşte bunu bilebiliriz!

Bunun adı, olsa olsa, asgari saygıdır.

“Oruç tutup tutmamak benim mahrem kulluk alanımdır, ama ben oruca ve tutanlara saygı gösteriyorum” demektir.

Sosyal hafızası istavrit hafızasına dönmüş bir toplumuz ne yazık ki.

Çok değil birkaç on yıl önce, bırakın uluorta oruç yemeyi, gayrimüslimlerin bile ortalık yerde yemek-içmekten kaçındığı ve bunu korkudan değil sevgi ve saygıdan yaptığı bir coğrafyaydı burası.

Namazını piknik yerinde kılan adamın gösterişle suçlandığı, Ramazan günü sigarasının dumanını sokakta üfleyenlerin, elindeki dondurmayı iştahla yiyenlerin ise laiklik özgürlüğüne sığındığı bir toplum haline geldik.

Bu zihinsel bozulmayı sosyologlara havale edip, rakı-su konusuna dönelim.

Subayına veya çalışanına içki içmeye zorlamak, aksi takdirde onu işinden etmek, tek kelimeyle zorbalıktır. Topluma elindeki içki kadehiyle poz vermek, dahası içkiyi laikliğin teminatı olarak görmek safdillik ve şaşkınlıktır.

Susuz YAŞ toplantısı ise olsa olsa, kendisi dindar olmasa bile başındakileri dindar ve dine saygılı görmek isteyen bir toplumun genetik kodlarına uygun olağan bir davranıştır.

12 Eylül faşizminin doruklarında bir Ramazan gününde Anadolu şehirlerinden birinde konuşma yapan Evren Paşa kürsüdeki sudan içtiğinde milletin gözündeki şaşkınlığı görünce ne demişti netekim?

“Yanlış anlamayın, ben seferiyim, ondan içiyorum!”

Eğer generaller toplantı çıkışında “Hamdolsun, bugün de orucumuzu tuttuk. İftardan sonra da bütün orgeneral arkadaşlar toplanıp teravihe gidiyoruz” deselerdi, belki o zaman bir “sorun”dan bahsedebilirdik.

O zaman, kulun Rabbi ile arasındaki nazik bir sır olan ibadete reklam ve riya karıştığından söz edebilirdik.

Ama öyle birşey denmedi. 

Dolayısıyla, telaşa mahal yok.

Sadece genetiğiyle çokça oynanan bir toplumda olağanüstü zannedilen olağan bir durumla karşı karşıyayız...

Bu arada, Cuma namazına veya teravihe giden general fikri de, samimiyetle olduğu sürece, hiç fena değil!

Not: Bayram gelmeden yazmama orucumu bozmuş oldum. İyi mi oldu kötü mü bilmiyorum...

 

Yeni Sayfa 1

KİTAPLAR

 

 

sayfama giriş yapabilir,

arkadaşlarınıza tavsiye edebilirsiniz.

 

 

 

 

Reklam