ANA SAYFA

 

 

Murat Çiftkaya

                      yazar

ANA SAYFA | KİMDİR | YAZILAR | KİTAPLAR | ÖYKÜLER LİNKLER  |   @ MAİL  |      

 

solmenu

YAZILAR

Devletler de ölür

'İslami bisiklet'e nasıl binilir?

PKK’ya rağmen hak ve özgürlükler!

Ya Kürtler olmasaydı?

*Nerede benim rakım?” ya da nereden nereye?

Müslüman, ahlak ve para

Mardin Türkiye’ye ne söylüyor?

CHP neden iktidara gelemez ?

Cemaat mi camia mı tartışmalarına bir katkı

Cemaat, hükümet ve birkaç nokta

Havuza Taş Atma Yasaktır!

İslamcı aklın hazin göçü

İffeti yeniden hatırlamak

Düştüğümüz yerden nasıl kalkabiliriz?

En tehlikeli iktidar mücadelesi

Kadın ve eğe kemiği

Erkek erkektir

Erkekler nasıl adam olabilir?

Kimi Türk asker, kimi Türk bedelli doğar!

Bayram Otele mektup

Kâbe'nin tepesindeki saat niçin kaldırılmalı?

Tarikat ve cemaatlerin ayakta kalmasının sırrı

Derinden gelen haberler

Tepe lambalı araçlar neyin sembolü

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye -II

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye - I

Yeni ihraç malı laiklik mi?

Peçenizle beni korkutuyorsunuz

Cemaat

Mesele bölünmek değil ki...

Şiddete meyyalim, vallahi dertten

Varlığımız kime armağan

 

Reklam

 

 

uzamax

 

 

Mesele bölünmek değil ki...

 

Mesele bölünmek değil ki...

 

Murat Çiftkaya

 

www.haber7.com - 03.08.2011

 

Onların aklı ve yüreği çoktan bölünmüş ve küçülmüş durumda. “Hepsini gönderelim” çığlıklarını atanlar onlar.

Kürt meselesi öncelikle bu ülkede yaşayan Müslümanların meselesidir.  Çözümü de ancak Müslümanlar zihinlerini ulus-devletçilikten ve asabiyetten kurtarabildiklerinde mümkün olabilecektir. 

En kanlı ama silahların çözemeyeceği kadar hassas, en uzun ama gecikmeye tahammülü olamayacak kadar acil meselemiz bu. Adının ne önemi var? İsimleri değişmekle hakikatler değişiyor mu? Hangi uzvun kanadığının ne önemi var? Kan bu gövdeden akıyor. Bedenimiz kanarken, ruhumuzdaki yaralar bir bir çıkıyor ortaya.

Güveni silahta ve şiddette arayan hastalıklı ruhlar kol geziyor içimizde. Körpe bedenler toprağa düşerken intikam yeminleri edenler, başka genç canları kurban etmeye hazırlanıyor. Toprağa, ulus-devlete, milliyetçiliğe en uzak durması gereken imanlı yürekler vatanseverlik adı altında asabiyete yaslandıkça çözüm uzaklaşıyor.

Akparti, CHP ve BDP milletvekilleri İngiltere ile İrlanda Kurtuluş Ordusu arasındaki kanlı savaşın nasıl sona erdirildiğini yerinde incelemek için Britanya’ya gittiler geçtiğimiz günlerde. Şu sıralar gözlemlerini aktarıyorlar. Bana en çok CHP milletvekili Levent Gök’ün şu sözleri anlamlı geldi:

“Kuzey İrlanda’da barış sağlanmış olmasına karşın bir ayrışma gördük. Yani ciddi bir ayrışmaya rağmen barış sağlanabilmiş durumda. Türkiye’de böyle bir ayrışmanın olmamasını insanların aynı mahalleyi, hatta aynı apartmanı paylaşabilecek kadar güçlü bir ‘bir arada yaşama’ iradesinin var olduğunu dikkate aldığımızda Türkiye’de bu sorunu çözmenin çok daha kolay olacağı açıktır.”

Adını koyalım. Bu “bir arada yaşama iradesi,” on yıllardır tahribine çalışıldığı halde hâla hayatiyetini koruyan iman kardeşliği geleneğinin bereketidir. İslâm’ın yüzyıllardır tesis ettiği bu kardeşliği haylaz mirasyediler gibi harcaya harcaya–Allah’tan—bitiremedik.

Eğer hâlâ sokakta, işyerinde, camide, kahvede, apartmanda birbirimizin yüzüne bakabiliyorsak, çocuklarımızı aynı mahalle mekteplerine gönderebiliyorsak, hâlâ karşılıklı aileler kurabiliyorsak, bilelim ki bu kardeşliğin meyvelerini yiyebildiğimizdendir.

Türklerin çoğu, imanlı ve temiz bir Kürt kardeşini sefih ve serseri bir Türk’e, Kürtlerin çoğunluğu da ehl-i din Türk kardeşini dinden uzak bir Kürt’e tercih edebildiği için hâlâ—nisbeten—dirlik içinde yaşayabiliyoruz.

Hâlâ aynı camide omuz omuza saf tutabildiğimiz ve birlikte “İyyâke na’budu” diyebildiğimiz için ayakta durabiliyoruz. Hâlâ sohbet ve zikir halkalarında Türk, Kürt, Laz diz dize oturabildiğimiz için daha büyük tokatlar yemiyor bu ülke.

İşte o yüzden, Kürt meselesi öncelikle bu ülkede yaşayan Müslümanların meselesidir.  Çözümü de ancak Müslümanlar zihinlerini ulus-devletçilikten ve asabiyetten kurtarabildiklerinde mümkün olabilecektir. 

Eğer Türkler “dinsiz ve ahlâksız da olsa bir Türk’ü dindar bir Kürt’e tercih ederim” demeye, Kürtler de “Ateist de olsa bir Kürt’ü dindar Türk’e değişmem” demeye başlarsa o zaman başlar büyük bölünme. Fiziksel bölünme ancak gönüllerin bölünmesini izleyebilir. O zaman bir bedenin uzuvları olmaktan çıkarız. Kardeşliğimizi hayalî cemaatlerde aramaya başlarız. Hem dünyamız gider elimizden, hem âhiretimiz.

Âhiretini çoktan unutmuş, dünyayı biricik dünyası bellemiş laikçilerden çözüm beklemeyelim. Onların aklı ve yüreği çoktan bölünmüş ve küçülmüş durumda. “Hepsini gönderelim” çığlıklarını atanlar onlar. Kendilerinden olmayan herkese buz gibi düşman kesilen de, daha fazla kan isteyen de onlar.

PKK’nın ideolojisi ve siyaset etme biçimi olarak fazlasıyla Kemalist olması o yüzden şaşırtmamalı bizi. Farklı kamplarda gibi görünseler de, iki zıt ikiz kardeştir Türkçüler ve Kürtçüler. Onların gönül yuvamızı yıkmasına izin vermemesi gereken de biziz, yani inananların kardeşliğine, üstünlüğün ancak iman ve takva ile mümkün olabileceğine inananlar!

Ya adaletle, hakkaniyetle, birbirimizi küçümsemeden birlikte yaşayacağız. On yılların birikmiş tozlarını ve kirini zihinlerimizden silkeleyerek kardeşlik bilincimizi tazeleyeceğiz, yaralarımızı saracak ve düştüğümüz yerden kalkacağız.

Ya da öyle bir bölünme yaşayacağız ki, siyam ikizlerinin süngü ile ameliyat edilip ayrılması gibi bir hale düçâr olacağız. Başlarını yiyesi topraklar ve iktidarlar kimselere yâr olmayacak. Adaletsiz mülkler insanlara memlûk muamelesi yapacak ve istibdadın en koyusu tekrar kol gezecek bu coğrafyada. Yabancı güçlerin oyuncağı haline gelecek ve ne bu dünyada ne de âhirette hesap verebileceğiz.

O halde, vakit geç olmadan, aklımıza bize çözümü gösteren hikmeti, kalbimize bizi kardeş eyleyen imanı kuşanalım ve “iyyâke na’budu”nun sırrına mazhar olalım!    

Yeni Sayfa 1

KİTAPLAR

 

 

sayfama giriş yapabilir,

arkadaşlarınıza tavsiye edebilirsiniz.

 

 

 

 

Reklam