ANA SAYFA

 

 

Murat Çiftkaya

                      yazar

ANA SAYFA | KİMDİR | YAZILAR | KİTAPLAR | ÖYKÜLER LİNKLER  |   @ MAİL  |      

 

solmenu

YAZILAR

Devletler de ölür

'İslami bisiklet'e nasıl binilir?

PKK’ya rağmen hak ve özgürlükler!

Ya Kürtler olmasaydı?

*Nerede benim rakım?” ya da nereden nereye?

Müslüman, ahlak ve para

Mardin Türkiye’ye ne söylüyor?

CHP neden iktidara gelemez ?

Cemaat mi camia mı tartışmalarına bir katkı

Cemaat, hükümet ve birkaç nokta

Havuza Taş Atma Yasaktır!

İslamcı aklın hazin göçü

İffeti yeniden hatırlamak

Düştüğümüz yerden nasıl kalkabiliriz?

En tehlikeli iktidar mücadelesi

Kadın ve eğe kemiği

Erkek erkektir

Erkekler nasıl adam olabilir?

Kimi Türk asker, kimi Türk bedelli doğar!

Bayram Otele mektup

Kâbe'nin tepesindeki saat niçin kaldırılmalı?

Tarikat ve cemaatlerin ayakta kalmasının sırrı

Derinden gelen haberler

Tepe lambalı araçlar neyin sembolü

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye -II

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye - I

Yeni ihraç malı laiklik mi?

Peçenizle beni korkutuyorsunuz

Cemaat

Mesele bölünmek değil ki...

Şiddete meyyalim, vallahi dertten

Varlığımız kime armağan

 

Reklam

 

 

uzamax

 

 

Kimi Türk asker

 

Kimi Türk asker, kimi Türk bedelli doğar!

 

Murat Çiftkaya

23.11.2011 - www.haber7.com

 

Bedelli askerlik denilen uygulama militarist ideoloji gömleğinin dikişlerinin patlamasıdır. Hayatın ideolojilere galip geleceğinin habercisidir.

Bir tuhaf ülke bizim ülkemiz. Hayatın gerçekliklerinin bir tsunami dalgası gibi hayalî ideolojik yapıları yıkıp önüne kattığı ama buna rağmen hiçbir şey olmuyormuş gibi rol yaptığımız yüzbinlerce kilometrekarelik koca bir tiyatro sahnesi gibi.

Önce deprem konusunu düşünelim. Baştan başa fay hatlarının kaynadığı bir coğrafyada yaşadığımızı biliyoruz. Hem de yüzyıllardan beri, bu fay hatları bize nasıl binalar kurmamız ya da kurmamamız gerektiğini haykırıyor. Ama biz inatla çürük binalar dikmekten vazgeçmiyoruz. Köydeki kerpiç evlerin bahanesi yoksulluk olabilir, ama her depremlerde en fazla zarar gören kamu binaları hayata cahilce meydan okumanın bizde bir siyaset olduğunu gösteriyor.

Yine, 1999 depreminden sonra neredeyse her kalem mala konan verginin bu siyasetin bir sonucu olarak başka yerlere harcandığını öğrendiğimizde umursamazca davranabiliyoruz. Çünkü tek tek bireyler olarak da farklı davranmıyoruz. Zahiren “Hayatımızı yaşayalım. Etliye-sütlüye karışmayalım” diyoruz. Ama hayatı bile adam gibi yaşayamıyoruz. Dünyevîliği bile beceremiyoruz. Rol yapmaya devam ediyoruz.

Benzer şekilde, askerî-bürokratik-elit bir ideolojiyi nicedir deli gömleği gibi taşıyoruz üzerimizde. Zaten meyyal olduğumuz milliyetçilik hassasiyetlerimizi kaşıyan bu ideoloji bize askerliği bir şeref ve iftihar vasıtası gibi sunageldi. Biz de kabul edip başımızın üzerine koyduk.

Gelgelelim, hayatın pratik gerçekleri ve zorunlulukları ideoloji tanımıyor. İş, evlilik, hayat planları yaparken askerlik aradan çıkarılması gereken bir engel hep. Bir tarafımız “Biz asker milletiz,” “Her Türk asker doğar,” “Vatan için canım feda” diyor, diğer yanımız “Bir an önce gidip gelsem,” “Keşke kısa dönem yapabilsem,” “Mümkün olsa hiç yapmasam” diyor.

İşte bedelli askerlik denilen uygulama militarist ideoloji gömleğinin dikişlerinin patlamasıdır. Hayatın ideolojilere galip geleceğinin habercisidir. Zorunlu askerliğin bir an önce kaldırılıp uzman bir ordunun kurulmasının, askerliği ideolojik bir telkin aracı olarak görmekten vazgeçmek gerektiğinin işaretidir.

Ama olan adalet ve hakkaniyet duygumuza oluyor. Vicdanlarımız yaralanıyor. Adını koymamız lazım. Bu geçiş döneminde, hâlâ devlet ve militer ideoloji üstün el konumunda. MHP Genel Başkanına bile bu konuda kendi tabanından gelen talep ve baskılar gazetelere yansıdı. Toplumda madem askerlik konusunda böyle yaygın bir talep ve ihtiyaç var. Neden sadece 30 bin lira ödeyebilenler bu haktan yararlanabiliyor? Eğer aslolan toplumun ve milletin ihtiyacı ise neden para dışında başka bedel ödeme yolları aranmıyor? Ve madem zorunlu askerler terörle mücadelede istihdam edilmiyor, neden sadece 30 yaş ve üzeri?

PKK’yı kendi ayrıcalıklı konumu, bütçesi ve faaliyetleri için bir varlık sebebi olarak görüp kayıkçı kavgasına giren bu askerî ideolojinin gömleğini üzerimizden çıkarıp atmanın zamanı gelmedi mi? Hiç yerinde durmayıp sürekli değişen bir topluma takvimi 1930’lara sabitlenmiş bir zihin yapısıyla daha nereye kadar muamele edilecek?

Bedelli askerlik bazı insanlar için bir şans ve fırsat. Onlar adına sevinelim. Ama sayıca onlardan kat kat fazla olan ve bedeli ödemeye güç yetiremeyenler için hazin bir durum. Rol yapmaya, bu tuhaf uygulama hayatın doğal bir parçasıymış gibi davranmaya eden toplumuz için ise trajikomik bir hal.

Güçten düşmüş, hatta bunamaya başlamış yaşlı bir babanın, iş güç sahibi evlâtlarına ayar vermek için onları sürekli talime çağırmasına, talim sırasında dayakla ve bıktıran nasihatlerle onları “adam” edeceğini düşünmesine, kimi zaman da gücü yetenlerden talim dışı bırakmak için rüşvet alıp parayı hınzırca cebine atmasına ne de çok benziyor bizde askerlik.

Unutmayalım, hayata meydan okuyan, hayatın dayağını yer. Askerliği kutsal ve istisnasız bir görev olarak gösterip sonra onu parayla satmak izahı imkânsız bir çelişki doğurur. Bedelin paraya indirgenmesi ise adalet ve hakkaniyet duygularını onulmazcasına yaralar.

Yeni Sayfa 1

KİTAPLAR

 

 

sayfama giriş yapabilir,

arkadaşlarınıza tavsiye edebilirsiniz.

 

 

 

 

Reklam