ANA SAYFA

 

 

Murat Çiftkaya

                      yazar

ANA SAYFA | KİMDİR | YAZILAR | KİTAPLAR | ÖYKÜLER LİNKLER  |   @ MAİL  |      

 

solmenu

YAZILAR

Devletler de ölür

'İslami bisiklet'e nasıl binilir?

PKK’ya rağmen hak ve özgürlükler!

Ya Kürtler olmasaydı?

*Nerede benim rakım?” ya da nereden nereye?

Müslüman, ahlak ve para

Mardin Türkiye’ye ne söylüyor?

CHP neden iktidara gelemez ?

Cemaat mi camia mı tartışmalarına bir katkı

Cemaat, hükümet ve birkaç nokta

Havuza Taş Atma Yasaktır!

İslamcı aklın hazin göçü

İffeti yeniden hatırlamak

Düştüğümüz yerden nasıl kalkabiliriz?

En tehlikeli iktidar mücadelesi

Kadın ve eğe kemiği

Erkek erkektir

Erkekler nasıl adam olabilir?

Kimi Türk asker, kimi Türk bedelli doğar!

Bayram Otele mektup

Kâbe'nin tepesindeki saat niçin kaldırılmalı?

Tarikat ve cemaatlerin ayakta kalmasının sırrı

Derinden gelen haberler

Tepe lambalı araçlar neyin sembolü

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye -II

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye - I

Yeni ihraç malı laiklik mi?

Peçenizle beni korkutuyorsunuz

Cemaat

Mesele bölünmek değil ki...

Şiddete meyyalim, vallahi dertten

Varlığımız kime armağan

 

Reklam

 

 

uzamax

 

 

İffeti yeniden hatırlamak

 

İffeti yeniden hatırlamak

 

Murat Çiftkaya

 

10.01.2012 - www.haber7.com

 

Bugün dinî terbiyeden mahrum kimi anneler, genç kızlarına tavsiyelerde bulunurken ne yazık ki keyfî ve geçici “ahlâkî” kuralları, yani “son kerte”den uzak durulmasını vurguluyorlar.

 

İffetle bağının unutulması bekâreti tek başına bir değer veya namus simgesi haline getirdi. Her türlü gayrimeşrû ilişkiyi yaşayarak iffetini kaybeden ama bekâretini “koruyan” ya da cerrahi müdahaleyle “yeniden kazanan”lar kol geziyor

 

Meşhur ay ve parmak istiaresini hatırlarsak, parmak ayı gösterirken aya değil parmağa bakılması bir soruna işaret eder. Parmak bir gösteren iken ve işaret ettiği gösterilen şey yani ay unutulup dikkatin odağı haline geliyorsa, karşımızda bir algı kayması var demektir.

 

Bekaret ve iffet, parmak ve ay istiaresine belki de en çok bugün güzel bir örnek teşkil ediyor.

Kadın ya da erkek, insan nazenin bir misafir, âlem sarayında. Binlerce farklı duygu ile donatılmış. Her duyusu ve uzvu mükemmel bir sanatla var edilmiş. Gelip geçici dünyada sonsuz isteyen, sonsuzdan başkasına razı olmayan arzular konulmuş ruhunda. Her ihtiyacının, duygusunun ve duyusunun “açlığı” düşünülerek rızıkları da var edilmiş. Türlü türlü nimetleriyle Kendisini tanıttırmak ve sevdirmek isteyen Yaratıcısı, insanın Kendisini tanımasını ve hikmetli emirlerine uyarak kendisini Ona sevdirmesini istiyor.

İnsanın hem bedenini, hem ruhunu sonsuz kudret ve hikmetiyle var eden, onun fıtrî ihtiyaçlarını ihmal etmeyip önünde helâl-meşrû yollar açan Yaratıcısı, insana “iffetli” olmayı emrediyor. Hem erkek, hem kadın benzer şekilde “İffetli (namuslu) yaşamak ve zina etmemek şartıyla evlenmeniz size helâl kılındı” İlâhî uyarısına muhatap. Onun insana örnek olarak gönderdiği elçisi Hz. Muhammed (asm) de “İffet sâhibi olunuz. Çirkin şeyler yapmayınız. Kadınlarınızı da, afîf yapınız” tavsiyesinde bulunuyor.

İffet, erkek ya da kadının her şeyden önce bedenini sahiplenmemesi, onun Hakiki Sahibinden kendisine bir emanet olduğunu kabul etmesi demek. Kim sahipse kuralı o koyar. Bedenini sahiplenmeyen, onun hakikî Sahibini tanıyan insanın iffeti, bedenini kendi hevesleri ya da gelip geçici toplumsal düşünceler doğrultusunda değil, her bir uzvunun ve duygusunun var edicisi Rabbinin emirleri doğrultusunda kullanacağı anlamını taşır. İffetli insan şehvet duygusunu arzî değil, İlâhî ilkelerle meşrû ve helâl yolda, izin dairesinde kullanır. Her duygu için iffet, onların var edildikleri amaç için, izin dairesinde kullanılması anlamına gelir. Gözün iffeti, meselâ, şehvete veya heveslere âlet olmaması; helâl güzelliklere bakması, tefekküre vesile olmasıdır.

 

İşte, bekâret, insanın bizzat kendi yaratılışıyla Yaratıcısına verdiği iffet sözünün bir işaretidir. Kadın ya da erkeğin bekâretini nikâha kadar muhafaza etmesi, doğrudan doğruya, imanî şuurunun yansımasıdır. Bekâret iffetin bir işareti, göstergesi, delilidir.

 

Gelgelelim, parmak-ay sözünde olduğu gibi, asıl anlam ve hikmet gözden kaçtığında bireysel ya da toplumsal algı kaymaları bekâret konusunda da yaşanıyor.

 

Maalesef, gençler için bekâret, imanî bilinçle bağlandıkları Yaratıcılarına “Bu beden benim değil, Senin mülkün. Senin mülkünde Senin iznin ve rızan olmadan tasarrufta bulunamayacağımı biliyorum” iffetli mesajını taşımıyor artık. Gençlerden öncelikle Rablerine karşı iffetli olmaları talep edilmiyor. Bekâret, insanın insana/topluma karşı sorumluluğu anlamında kaypak bir namus anlayışının işareti olarak algılanıyor. Bekâret ne yazık ki iffetin işareti ve göstereni olmaktan çıkmış durumda.

 

Evet, iffet, şimdilerde dizisi yapılan, pespaye bir filmin iffetsiz kadın oyuncusunun ismi olarak biliniyor bugün. Bedenin İlâhî bir mülk olmaktan çıkartılması, bekârete anlamını veren iffetin unutulması ise, bekâretin ya bizatihî bir değer olarak yüceltilmesini ya da ayaklar altına alınmasını sonuç veriyor. Çünkü, iffetle bağının unutulması bekâreti tek başına bir değer veya namus simgesi haline getirdi. Her türlü gayrimeşrû ilişkiyi yaşayarak iffetini kaybeden ama bekâretini “koruyan” ya da cerrahi müdahaleyle “yeniden kazanan”ları siz de duymuşsunuzdur mutlaka.

 

Diğer taraftan, iffetin koruyucu zırhı olan nikâhın bu kadar hücuma uğradığı, bekâretin kurtulunması gereken bir “yük” haline getirilip bu kadar tu-kaka edildiği başka bir zaman olmuş mudur acaba?

Maalesef, kendi başına bir gösterilen veya anlam haline getirilen bekâret insanın ailesine ve topluma karşı sorumluluğunu ifade ediyor yalnızca. Sönük ve silik bir ahlâk anlayışını simgeliyor. Sınırlar ortadan kalkıyor ve helâl-haram çizgisi bulanıklaşıyor. İffet hem erkek, hem kadın için vicdanda karşılığını bulan net imanî bir bilinci simgelerken; sadece kızlar için düşünülen bekâret arzî, yatay ve kaybetmeye mahkûm ikiyüzlü bir namus zihniyetine işaret ediyor.

 

Bugün dinî terbiyeden mahrum kimi anneler, genç kızlarına tavsiyelerde bulunurken ne yazık ki keyfî ve geçici “ahlâkî” kuralları, yani “son kerte”den uzak durulmasını vurguluyorlar. Bu ise, bekâretin bir ailenin ya da toplumun baskı aracı haline gelmesine yol açıyor.

 

Hem imanî bir bilinçlenmeye, hem de pratikte gençleri nikâhlanmaya teşvik etmeye ihtiyacımız var. Ve

sormamız gerekiyor: Evlenmeyi neden bu kadar zorlaştırdık? Nikâhlı birliktelikleri neden türlü türlü ertelemelere tâbi tutuyoruz? Gençleri evlendirmeye teşvik etmek yerine, onlardan ateşler içindeyken ateşlerden korunmalarını nasıl isteyebiliriz? Maddî yükleri bahane ederek, gençlerin dört bir yandan kışkırtılan fıtrî ihtiyaçlarını bastırmalarını istemeye ne derece hakkımız var?

Yeni Sayfa 1

KİTAPLAR

 

 

sayfama giriş yapabilir,

arkadaşlarınıza tavsiye edebilirsiniz.

 

 

 

 

Reklam