ANA SAYFA

 

 

Murat Çiftkaya

                      yazar

ANA SAYFA | KİMDİR | YAZILAR | KİTAPLAR | ÖYKÜLER LİNKLER  |   @ MAİL  |      

 

solmenu

YAZILAR

Devletler de ölür

'İslami bisiklet'e nasıl binilir?

PKK’ya rağmen hak ve özgürlükler!

Ya Kürtler olmasaydı?

*Nerede benim rakım?” ya da nereden nereye?

Müslüman, ahlak ve para

Mardin Türkiye’ye ne söylüyor?

CHP neden iktidara gelemez ?

Cemaat mi camia mı tartışmalarına bir katkı

Cemaat, hükümet ve birkaç nokta

Havuza Taş Atma Yasaktır!

İslamcı aklın hazin göçü

İffeti yeniden hatırlamak

Düştüğümüz yerden nasıl kalkabiliriz?

En tehlikeli iktidar mücadelesi

Kadın ve eğe kemiği

Erkek erkektir

Erkekler nasıl adam olabilir?

Kimi Türk asker, kimi Türk bedelli doğar!

Bayram Otele mektup

Kâbe'nin tepesindeki saat niçin kaldırılmalı?

Tarikat ve cemaatlerin ayakta kalmasının sırrı

Derinden gelen haberler

Tepe lambalı araçlar neyin sembolü

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye -II

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye - I

Yeni ihraç malı laiklik mi?

Peçenizle beni korkutuyorsunuz

Cemaat

Mesele bölünmek değil ki...

Şiddete meyyalim, vallahi dertten

Varlığımız kime armağan

 

Reklam

 

 

uzamax

 

 

CHP neden iktidara gelemez

 

CHP neden iktidara gelemez?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Murat Çiftkaya

 

07.03.2012 - www.haber7.com

 

Üniversite öğrencisiyken haftalık bir derginin “Siyasî yelpazedeki yerinizi öğrenin” türünden bir testini yapmıştım ve sonuca çok şaşırmıştım. Test beni, “Sosyaliste yakın bir sosyal demokratsınız” diye tanımlamıştı. Sonra bu testin Avrupa’daki bir derginin ilavesinin aynen çevirisi olduğunu görünce şaşkınlığım geçmişti. Ne de olsa bizdeki sol siyasetle Avrupa’daki sol veya sosyalist hareket arasında çok fark vardı.

Kendisini Marksizm-Leninizm’den; yani komünizm ideali ve proleter diktatörlük özleminden kurtaran, demokrasiyi birincil siyaset düsturu yapan Avrupa sosyalizmi, tarihsel olarak, bu yaşlı kıtada demokrasinin yerleşmesinde, hak ve özgürlüklerin genişletilmesinde hep öncülük rolü oynadı. Vahşi kapitalizme karşı devlet eliyle sosyal adaletin sağlanması, hırsı sınır tanımayan şefkatsiz kapitalistlere karşı işçilerin haklarının korunması sol hareket sayesinde oldu. Azınlık ve kadın hakları ile çevrenin korunması da sosyalistlerin mücadeleleri sayesinde mesafe kazandı. Kısacası, Avrupa’da sosyal demokrasi ya da sosyalizm, sistemin yerleşik çıkarlarına karşı değişimin, demokrasinin, hak ve özgürlüklerin, sosyal adaletin savunması anlamına geldi.

İkinci Dünya Savaşı’nın ertesinde, Bediüzzaman’ın İsveç, Norveç ve Finlandiya gibi sosyal demokrasinin kaleleri olan Kuzey Avrupa ülkelerini Kur’anî hakikatlere yakınlaştıkları için övmesi, bu ülkelerde fakirlerin, zayıfların, Kur’anî şef-kat düsturlarına uygun biçimde kollanması, sosyal adalet ilkelerinin hâkim kılınmasıdır.

Türkiye’de ise zıtlar yer değiştirmiş durumda. Çok partili hayata geçildiğinden beri, kendisini sol diye niteleyen siyasî hareket, Avrupa’nın sağına benzer refleksler sergilerken sağ denilen siyaset Avrupa solunun misyonunu üstlenmiş görünüyor.

Birkaç yıl önce bir araştırma kurumunun dindar bir orta Anadolu şehrinde CHP’nin başarısızlığını araştırmak için seçmenlerle yaptığı anketlerden şöyle bir sonuç çıkmıştı. Halk, CHP’ye oy vermiyordu; çünkü onu “komünist” olarak görüyordu. Komünist kelimesinin ne anlama geldiği sorulduğunda, seçmenlerin ağırlıklı biçimde verdiği cevap CHP’nin din karşıtı olduğu yolundaydı.

Türkiye’de, İnönü’nün 60’ların başlarında telaffuz ettiği “ortanın solu” sloganından sonra parlamentoya girmeyi başaran ilk sosyalist parti TİP’in İstanbul’da en çok Nişantaşı ve Teşvikiye gibi elit semtlerden oy almış olması; bugün CHP’nin yine İstanbul’da Sultanbeyli gibi işçilerin yoğun yaşadığı varoşlarda değil, Kadıköy ve Şişli gibi kozmopolit semtlerde seçim kazanması, Türkiye’de egemen sol siyasetin kendisini sosyal ve ekonomik politikalar, demokrasi ve özgürlükler üzerinden değil, resmî ideolojinin savunuculuğu üzerinden tanımladığını gösteriyor olsa gerek.

Bugün Türkiye’de sol partilerin hiçbir şekilde seçim kazanması mümkün görünmüyor. Dostdüşman çoğu gözlemci, CHP’nin seçim kazanıp hükümet sorumluluğunu üstlenmeyi aslında istemediğini ifade ediyor. Meşru yollardan; yani seçimlerle icraatta bulunmayı baştan gözden çıkaran bir siyasî hareketin, en küçük bir fırsatta demokrasi aleyhine darbe ve müdahalelere teşne olması herhâlde ülke siyasetinin en önemli çıkmazı.

Evet, Sosyalist Enternasyonel’de Türkiye’yi temsil eden CHP; ne yazık ki daha fazla demokrasi, daha fazla sosyal adalet, daha fazla özgürlük değil; etnik milliyetçilik ve laisizm gibi konuları savunuyor. Her fırsatta rejimin tehlikeye girdiğinden dem vurup sistemin muhafızlığına soyunuyor. Ülkedeki demokrasiyi zayıf düşüren en önemli unsur da kendisine “muktedir muhalefet” rolü biçen bu siyaset.

Sol, sosyal demokrat ya da sosyalist, kendilerini bu şekilde tanımlayan siyasî hareketlerin gerçekten seçim kazanmak ve halkın oyuyla iş başına gelme iştiyakı duyması gerekiyor. Bu iştiyak, onların demokrasiyi içselleştirmeleri anlamına gelecek. Demokrasi ve halkın tercih ve taleplerine saygı ise ister istemez solun dinle barışması ve dindarlara samimiyetle kucak açması sonucunu doğuracak.

O İç Anadolu şehrindeki halkın maşerî vicdanında verdikleri hüküm hâlâ devam ediyor. Her darbe sürecinde en çok adalet ve özgürlükler yara alıyor. Maddî kaynaklar ezilmiş sınıfların rağmına bir avuç burjuvaya peşkeş çekiliyor. İlginçtir, bu darbe ve müdahale süreçlerine her defasında CHP laiklik adına destek veriyor. Ergenekon yargılama sürecinde darbe planı yapan generallere neredeyse sınırsızca arka çıkıyor. Bu durumda CHP'nin neden iktidara gelemediğini ve gelemeyeceğini sormanın anlamı var mı?

 

Yeni Sayfa 1

KİTAPLAR

 

 

sayfama giriş yapabilir,

arkadaşlarınıza tavsiye edebilirsiniz.

 

 

 

 

Reklam