ANA SAYFA

 

 

Murat Çiftkaya

                      yazar

ANA SAYFA | KİMDİR | YAZILAR | KİTAPLAR | ÖYKÜLER LİNKLER  |   @ MAİL  |      

 

solmenu

YAZILAR

Devletler de ölür

'İslami bisiklet'e nasıl binilir?

PKK’ya rağmen hak ve özgürlükler!

Ya Kürtler olmasaydı?

*Nerede benim rakım?” ya da nereden nereye?

Müslüman, ahlak ve para

Mardin Türkiye’ye ne söylüyor?

CHP neden iktidara gelemez ?

Cemaat mi camia mı tartışmalarına bir katkı

Cemaat, hükümet ve birkaç nokta

Havuza Taş Atma Yasaktır!

İslamcı aklın hazin göçü

İffeti yeniden hatırlamak

Düştüğümüz yerden nasıl kalkabiliriz?

En tehlikeli iktidar mücadelesi

Kadın ve eğe kemiği

Erkek erkektir

Erkekler nasıl adam olabilir?

Kimi Türk asker, kimi Türk bedelli doğar!

Bayram Otele mektup

Kâbe'nin tepesindeki saat niçin kaldırılmalı?

Tarikat ve cemaatlerin ayakta kalmasının sırrı

Derinden gelen haberler

Tepe lambalı araçlar neyin sembolü

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye -II

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye - I

Yeni ihraç malı laiklik mi?

Peçenizle beni korkutuyorsunuz

Cemaat

Mesele bölünmek değil ki...

Şiddete meyyalim, vallahi dertten

Varlığımız kime armağan

 

Reklam

 

 

uzamax

 

 

Cemaat

 

Cemaat, hükümet ve birkaç nokta

 

Murat Çiftkaya

 

15.02.2012 - www.haber7.com

 

Bu ülkenin insanları çok okumaz, alim değildir, ama sağduyuludur. Basiretleri rahmeti celbeder

Bir. Türkiye, ilkeli duruşun nadir bulunduğu ülkelerden birisidir. Mesela, “Atanmışlar hangi ideolojiden olursa olsun milletin seçilmiş temsilcileri üzerinde vesayet kurmamalıdır” şeklinde bir ilkeyi hemen herkes benimser. Ama o atanmışlar kendi ideolojisine yakın insanlarsa “Ama...” ile başlayan yüz türlü tevil duyarız. O zaman şu soru vacip olur: Kemalist cemaatin vesayetine hangi nedenle karşı çıkıyoruz? Vesayet kurmaya çalışanların ideolojisi yüzünden mi? Yani “biz”den olmadıkları, dahası bize karşı oldukları için mi? Yoksa, vesayet bizzat kendisi karşı çıkılması gereken kötü bir olgu olduğu için mi?

İki. Güzel ülkemiz, türlü türlü otoriterliğin kaynaştığı, kültürünün, geleneğinin, tarihinin ve hatta dini yorumlarının bu otoriterliği besleyebildiği bir ülkedir. Bu bizi biraz önceki ilk noktaya götürüyor. Biz otoriterliğe, diktatörlüğe, zorbalığa, faşistliğe niçin karşı çıkıyoruz? Mesela, Kemalist otoriterlik kötü, devletin bütünlük ve bekasını, dini ve istibdadı harmanlayan Abdulhamidvari bir otoriterlik iyi midir?

Üç. Eleştiriye tahammülsüzlük bu ülkede herkesin, her kesimin belirgin vasıflarından birisidir. Eleştiri ikidir. Ya bir şeyin, kişinin ya da düşüncenin bizzat varlığına düşmansınızdır. Ondan nefret edersiniz ve eleştirirsiniz. Nefret eleştirisi yıkıcıdır. Meyvesizdir de. Düzeltmeye, ıslah ve tadil etmeye çalışmaz. Nefret edilen şeyden iyi bir eylemin çıkmayacağı duygusuna dayalıdır. Ülkenizi işgal eden düşmanın yol, köprü veya bina yapmasını nasıl alkışlamazsanız, “iç düşman” gördüğünüz kesimlerin de hiçbir iyiliğini dile getirmezsiniz. Ama, eleştiri nefretten kaynaklanmaz sadece. Şefkat eleştirisi de vardır bizim geleneğimizde. Varlığını seversiniz o kişinin ya da şeyin. İyiliklerinin kötülüklerine galip geldiğine inanırsınız. Ama hakikatın hatırı için onu eleştirirsiniz de. Sevdiğiniz için eleştirirsiniz. Omuzundaki akrebi haber verircesine ikaz edersiniz onu. Eleştirmemeniz onu sevmediğiniz anlamına bile gelebilir. Şefkat eleştirisinin kimliği üslubunda gizlidir. Nefret eleştirisinin değil ama şefkat eleştirisinin konusu olduğumuzda, canımızı yaksa da, bireysel ya da cemaatsel egomuzu yaralasa da, durup düşünmemiz, muhasebe yapmamız ve hatta sevinmemiz gerekir.

Dört. Bu ülkenin insanları çok okumaz, alim değildir, ama sağduyuludur. Basiretleri rahmeti celbeder. Bir sanatçı ya da şarkıcıyı baştacı ederler, ama siyaset etmesine izin vermezler. Güvenliği sağlamakla yükümlü üniformalıları yürekten severler, ama siyasete girdikleri takdirde onlara bir gram yüz vermezler. Yıllar önce, televizyon ekranındaki bir tartışmada şimdi rahmetli olan bir sanat müziği sanatçısı musikide manevi değerleri savununca öyle bir destek, takdir ve teşekkür seliyle karşılaşmıştı ki, başı dönmüş ve “Bugün hangi şehirden adaylığımı koysam, milletvekili seçilirim ben arkadaş!” diyebilmişti. Ya da, çok çevik bir generalimizi hatırlayın. Üniformasını çıkardığı anda nasıl hüsrana düştüğünü aklınıza getirin. Aynı şey, dine gönülden hizmet edenler için de geçerlidir. Sırf Allah rızası için yaptığınız hizmetleri alkışlarlar, dini terbiye almaları için çocuklarınızı size emanet ederler, ama siyaset etmeye kalkarsanız, kibarca sizi bir kenara iterler. Bu ülkenin insanları her şeyden çok serbestiyeti ve rahat bırakılmayı isterler. Onları herhangi bir ideoloji adına zaptu rapt altına almaya kalkarsanız, maksadınızın tersiyle tokat yersiniz.

Beş. Kendi içinde hiyerarşinin koyusundan, tek adamcılık ya da elitizmden, otoriter yöntemlerden kurtulmamış bir görüşün millete demokrasi, özgürlük ve adalet getirmesi mümkün değildir. Atatürk’ün tek başına bütün milletvekillerini belirlemesi kötüdür de, toplam üç-dört kişinin (şu andaki parti liderlerinin) adayları kendilerinin belirlemesi iyi midir? Benzer şekilde, oyların oyların eşitliğine, vicdanların hürriyetine ve fikir serbestisine dayanması gereken ülke yönetimine ilim ya da irfan yollarının,  medrese veya tarikatın, yöntemlerini uygulayamazsınız.

Altı. Güç ve iktidar baş döndürür. Narsisizminizi okşar. Cürete cesaret verir. Kaderin adaleti bazen beşerin zulümleriyle tecelli eder ve size sınırlarınızı bildirir.

Yedi ve son. Muhabbet asıl, birlik ve beraberlik hedef, maksatlar kadar vasıtaların da meşruiyeti temel, ve ilkeler/hakikatın hatırı herkesten ve herşeyden üstün!

Yeni Sayfa 1

KİTAPLAR

 

 

sayfama giriş yapabilir,

arkadaşlarınıza tavsiye edebilirsiniz.

 

 

 

 

Reklam