ANA SAYFA

 

 

Murat Çiftkaya

                      yazar

ANA SAYFA | KİMDİR | YAZILAR | KİTAPLAR | ÖYKÜLER LİNKLER  |   @ MAİL  |      

 

solmenu

YAZILAR

Devletler de ölür

'İslami bisiklet'e nasıl binilir?

PKK’ya rağmen hak ve özgürlükler!

Ya Kürtler olmasaydı?

*Nerede benim rakım?” ya da nereden nereye?

Müslüman, ahlak ve para

Mardin Türkiye’ye ne söylüyor?

CHP neden iktidara gelemez ?

Cemaat mi camia mı tartışmalarına bir katkı

Cemaat, hükümet ve birkaç nokta

Havuza Taş Atma Yasaktır!

İslamcı aklın hazin göçü

İffeti yeniden hatırlamak

Düştüğümüz yerden nasıl kalkabiliriz?

En tehlikeli iktidar mücadelesi

Kadın ve eğe kemiği

Erkek erkektir

Erkekler nasıl adam olabilir?

Kimi Türk asker, kimi Türk bedelli doğar!

Bayram Otele mektup

Kâbe'nin tepesindeki saat niçin kaldırılmalı?

Tarikat ve cemaatlerin ayakta kalmasının sırrı

Derinden gelen haberler

Tepe lambalı araçlar neyin sembolü

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye -II

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye - I

Yeni ihraç malı laiklik mi?

Peçenizle beni korkutuyorsunuz

Cemaat

Mesele bölünmek değil ki...

Şiddete meyyalim, vallahi dertten

Varlığımız kime armağan

 

Reklam

 

 

uzamax

 

 

Cemaat

 

Cemaat!

14.09.2011 - www.haber7.com

 

İnsanı şu dünyada yalnızlıktan ne kurtarır? Sevincini ve hüznünü kiminle paylaşır? Bir yakını öldüğünde acısını kim teselli eder? Hiçbir çıkar ve beklenti duymadan kiminle oturup sohbet edebiliriz? Kimlerin yanında huzur bulabilir insan? Mesleğimiz, maaşımız, yaşımız, hastalığımız, ırkımız ne olursa olsun kim kucaklar bizi?

Eğer cevabımız "aile" ise ve daha öteye gidemiyorsak, seküler modern dünyanın hayat tazı bizi de ele geçirmiş demektir.

Son yılların gözde pop filozof yazarı Alain de Botton Ateistler İçin Din (Sel) isimli son kitabında inançsızların bir dine mensup olmamakla neler kaçırdığına dikkat çekiyor ve "İnanmasanız da dinin dünyevî nimetlerinden yararlanmasını bilmelisiniz" şeklinde özetlenebilecek bir taktik öneriyor.

Botton'a göre dinin sunduğu ve seküler modern insanın mahrum kaldığı birinci nimet, "cemaat!" ("Community" kelimesini Türkçe'ye tuhaf ve seküler biçimde "topluluk" şeklinde çeviren yayınevinin, yazarına ve onun mesajına sadık kalmadığını buradan belirtmek gerekiyor.)

Evet, modern insan yalnız. Gökyüzündeki yıldızlar bile kümeler ve cemaatler halinde geziyor, ama büyük şehirlerde bireyler yapayalnız yaşıyor. Ne sokakta karşılaştığı tanımadığı birine güvenle "Merhaba!" diyebiliyor, ne de bir yabancıyla rahatça sohbete başlayabiliyor.

Botton'un ifadesiyle "Issız kumlar üzerinde yüz kilometre boyunca uzanan Bedevi çadırlarında yaşayanlar, yabancıları sıcak bir hoşgeldin ile karşılamak için gerekli psikolojik güce sahip" ama şehirli "medeni" bedeviler bırakın yabancıları, bir kaç metre ötedeki komşusunun varlığına bile yabanlaşmış ve yabancılaşmış durumda.

Şehir denilen medeni çölün bir köşesinde ördüğü kozasında, neredeyse kimseye değmeden, kimseyi dünyasına sokmadan, kimseyle hakikaten birşeyler paylaşmadan yaşıyor ve ölüyor insanlar. Seküler modern insanın kurduğu ilişkiler çıkara dayanıyor ve insan sıcağının uzağında kalıyor.

Facebook listesinde yüzlerce arkadaşı olup da gerçekte hiç dostu olmayanların sayısı giderek artıyor. Kardeşlik ve çıkarsız paylaşım duygusu bir serap modern insan için.

Yalnızlık derdine modernlik elbette ki devalar sunuyor. Aşk gibi meselâ. Ama yalnızlığının hıncını tek bir kişiden çıkarmaya, onun her şeyi olmaya ya da onu her şeyi yapmaya kalkan ve sonunda onu bunaltıp kaçıranların veya  hak ettiği "büyük" sevgi ve şefkati göremeyince mâşukundan yüz çevirenlerin sayısını siz tahmin edin.

Veya meslekî başarı. Sohbetlerin "Ne iş yapıyorsunuz?" sorusuyla başlayıp işler ve meslekler üzerinden sürüp gitmesi bu zamana özgü olsa gerek. Makbul bir işi yapmayanların hor görülüp, iyi bir mesleğe mensup olanların sevgiyle bağra basılması, geleneksel toplumdaki "takva sahipleri"ne duyulan saygıya ne kadar da benziyor.

Ya da aile. Gelgelelim, modern aile çoktan çöktü. Batıdaki büyük şehirlerde yalnız yaşayan veya tek ebeveynli aileler giderek artıyor. Yüceltilen çekirdek aile ise gündüzleri iş ya da okulda zaman geçirip ev denilen otellerin ayrı odalarında belki de aynı kanalları izleyen bireylerin toplamından başka bir şey değil.

İşte bu sevgisiz, şefkatsiz ve duygusuz yaşamdan bir çıkış yolu olarak, Botton inanmayı ve dindarlığı değilse de, inancın ve dindarlığın zahirî görüntülerinden yararlanmayı öneriyor.

Pop filozofun "Arada bir mabede gidin, oradaki manevî kardeşlik havasını soluyun" türünden naif nasihatlarını bir yana bırakalım.  Gözleri görmeyenin da Vinci'nin tablolarından, kulakları işitmeyenin Mozart'ın senfonilerinden nasibi ne ise, Yaratıcı'ya ve bir dine inanmayanların bir mabedden ve oradaki cemaat ruhundan istifadesi de o kadardır.

Ama yazarın, seküler modernlerin ihtiyaç duyduğu cemaat ruhunun ancak bir dine mensubiyette bulunabileceği noktasının altını çizmek gerekiyor.

Cemaat denildiğinde, Ayasofya gibi büyük bir camiiyi doldurmuş omuz omuza duran mü'minler geliyor akla. Yaşı, mesleği, statüsü, serveti, ırkı, hastalığı ne olursa olsun Yaratıcı'ya kulluk noktasında eşitlenen ve kardeşliğini bu eşitlikten alan insanların topluluğu.

Ayasofya Camiindeki bu insanları cemaat eyleyen sır, fiziksel olarak bir mabedde bulunmalarından öte bir şey: omuz omuza bir hizada durup birlikte ibadet etmeleri. O cemaate hükmeden sır, birlikte tâbi oldukları ibadetin mânâsı ve erkânı.

Fetih suresindeki "Her halde sana biat edenler ancak Allah'a biat etmiş olurlar. Allah'ın eli (kudreti) onların elleri üstündedir. Onun için her kim cayarsa yalnızca kendi aleyhine caymış olur" mealindeki âyet-i kerimenin tefsiri sayılabilecek bir hadis-i şerifte "Allah'ın rahmet ve inayet eli cemaat ile beraberdir" (Tirmizi, Fiten 7) denmesi, cemaat ruhunun önemini öne çıkarıyor.

Hak ehlinin cemaati bu yönüyle ilâhî bir rahmet ve kudret mucizesidir ve bireylerden bağımsızdır. Görünür düzlemde bireyler ve bir topluluk vardır belki, ama bireyler ortaya çıkan cemaatin ruhu ile değer kazanır. Topluluk suret, cemaatin ruhu ise öz ve mânâdır.

Bu yönüyle, cemaat ruhu ilâhî bir sır, bir kudret ve rahmet mucizesidir. Üç ayrı 1'in omuz omuza verip sayısal değerlerin kat kat fazlasına mazhar oluşu bu sırrın meyvesidir. Bu sır ise ancak benliğinden öte bir yol bulabilmekle tecelli etmektedir. Ve ancak benliğinden, bencilliğinden vazgeçebilenler, tıpkı Ayasofya'daki cemaatin bireyleri gibi, omuz omuza verip ittifak edebilirler. Hesapçılık yerine hasbilik ancak bu sırla hükmedebilir.

İslâm'ın hediye ettiği kardeşlik ruhu sayesinde, meselâ bir "Selamun aleykum!" sözü mucize gibi iki yabancıyı kaynaştırır, aynı dili konuşmasalar bile kardeşliklerini fark ettirir. En mütevazı yemek sofraları, en lüks restoranlardaki yemeklerden fazla lezzet verir.

Ve ancak inananlar kardeş olabilir birbirine.

Seküler modern birey işte bu sırdan, bu kardeşlikten ve bereketten mahrum. Benliğinde hapsoluyor, yalnızlığın soğukluğuyla üşüyor, cemaatin sıcaklığını arıyor. O yüzden Botton gibi yazarlar ürkek bir dille dinin kapısında dolanıyor.

Ne diyelim? Nasipleri çok olsun!

http://www.haber7.com/haber/20110914/Cemaat.php

Yeni Sayfa 1

KİTAPLAR

 

 

sayfama giriş yapabilir,

arkadaşlarınıza tavsiye edebilirsiniz.

 

 

 

 

Reklam