ANA SAYFA

 

 

Murat Çiftkaya

                      yazar

ANA SAYFA | KİMDİR | YAZILAR | KİTAPLAR | ÖYKÜLER LİNKLER  |   @ MAİL  |      

 

solmenu

YAZILAR

Devletler de ölür

'İslami bisiklet'e nasıl binilir?

PKK’ya rağmen hak ve özgürlükler!

Ya Kürtler olmasaydı?

*Nerede benim rakım?” ya da nereden nereye?

Müslüman, ahlak ve para

Mardin Türkiye’ye ne söylüyor?

CHP neden iktidara gelemez ?

Cemaat mi camia mı tartışmalarına bir katkı

Cemaat, hükümet ve birkaç nokta

Havuza Taş Atma Yasaktır!

İslamcı aklın hazin göçü

İffeti yeniden hatırlamak

Düştüğümüz yerden nasıl kalkabiliriz?

En tehlikeli iktidar mücadelesi

Kadın ve eğe kemiği

Erkek erkektir

Erkekler nasıl adam olabilir?

Kimi Türk asker, kimi Türk bedelli doğar!

Bayram Otele mektup

Kâbe'nin tepesindeki saat niçin kaldırılmalı?

Tarikat ve cemaatlerin ayakta kalmasının sırrı

Derinden gelen haberler

Tepe lambalı araçlar neyin sembolü

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye -II

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye - I

Yeni ihraç malı laiklik mi?

Peçenizle beni korkutuyorsunuz

Cemaat

Mesele bölünmek değil ki...

Şiddete meyyalim, vallahi dertten

Varlığımız kime armağan

 

Reklam

 

 

uzamax

 

 

En Güzel gül ya da aşık olmak

 

En güzel gül ya da aşka aşık olmak

 

11.06.2006- Yeni Asya Gazetesi

 

Zamanın birinde bir kasabada yaşayan dünyalar güzeli bir kız varmış. Bu kız öyle güzelmiş öyle güzelmiş ki, uzak şehirlerden ve ülkelerden zengin, yakışıklı, asil pek çok delikanlı onu istermiş.

Gelgelelim, kendisiyle evlenmek isteyen nice asilleri ve zenginleri reddeden güzel kız kimseleri beğenmezmiş.

Bu arada aynı kasabada yaşayan bir delikanlı da uzaktan da olsa bu kıza aşıkmış ve onunla evlenmek istiyormuş. Ama kız onu da reddetmiş.

Aradan uzun yıllar geçmiş. Bizim delikanlı kasabadan ayrılmış. Kendine başka bir hayat kurmuş ve evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış.

Uzun seneler sonra, bir gün yolu bir zamanlar yaşadığı güzel, küçük kasabaya düşmüş. Orada tanıdık birine rastladığında aklına bir zamanlar orada yaşayan dünyalar güzeli kız gelmiş ve ona ne olduğunu sormuş.

Yaşlı adam önünde gül bahçesi olan bir evi göstererek kızın evlendiğini söylemiş. Bizimki bir zamanlar herkesi reddetmiş olan kızın kocasını pek merak etmiş.

Bir gün gizlenip kocasını evden çıkarken görmüş. Kızın kocası şişman, kel ve çirkin mi çirkin bir adammış. Üstelik zengin bile değilmiş. Çok merak eden adam kocası gittikten sonra evin kapısını çalmış. Kız kapıyı açınca kendini tanıtmış ve neden böyle bir adamla evlenmiş olduğunu sormuş.

Bir zamanların dünya güzeli, şimdinin yüzünde kırışıklıkların kol gezdiği kadın ona arkasındaki gül bahçesinden en güzel gülü koparıp getirirse cevabı vereceğini söylemiş. Tek şartı, bahçede ilerlerken geriye dönmemesi olduğunu söylemiş. Yani geride bıraktığı bir gülü koparmasına izin yokmuş, sadece önündeki güllerden seçebilirmiş.

Adam yüzlerce güzel gülün olduğu bahçede ilerlemeye başlamış. Birden çok güzel sarı bir gül görmüş. Tam ona doğru eğilirken biraz ilerde kocaman pembe bir gül gözüne çarpmış. Tam ona uzanırken daha ilerde muhteşem güzellikte kırmızı bir gül goncası görmüş. Derken bir de bakmış ki bahçenin sonuna gelmiş ve mecburen oradaki bir gülü koparıp kıza götürmüş. Bahçenin en güzel gülünü getirmesini beklerken kız bir de ne görsün yaprakları solmuş cılız bir gül.

Bunun üzerine adama dönen kadın şöyle demiş “Bak gördün mü? Her zaman daha iyisini bulmak isterken ömür geçiyor ve sen en kötüsüne razı olmak zorunda kalabiliyorsun.“ 

***

Öykü burada bitiyor.

Ama bizim aşk öykülerimiz devam ediyor. Dünya güneş etrafında dönmeye devam ettiği sürece de aşklar yüreklere misafir olmaya devam edecek. Mide acıkır, gözler görür, kulak duyar. Ve kalpler aşık olur…

Kâh ayrılık hüznüyle, kâh hasretin ateşiyle, kâh terk edilme elemiyle, kâh karşılıksız kalma üzüntüsüyle bir alevden diğerine düşer yürekler. Ama yürek yine de sever. Çünkü o sevmek ve aşık olmak için yaratılmıştır.

Aşktır yüreklerin gıdası. Ama mükemmele, eksiksize, kusursuza, sonsuzcasına devam edecek olana duyulan aşktır bu. Sonsuzu, kusursuzu, mükemmelliği bu dünyada, yaratılmış bir şeyde, birisinde aramaya kalkınca yüreğimizi aç kalmaya mahkûm ederiz.

Yemeğin kokusu mideyi doyurmaz. Gülün resmi kokmaz. Suyun sesi susuzluğu gidermez. Yürekler mecazi aşka kanmaz.

Leyla’dan Mevlâ’ya, mecazi aşklardan hakikî aşka yol açmak her bir insanın önündeki çetin bir sınavdır.

Çetindir, ama imkânsız değildir. Yeter ki yüreğimizi dinleyelim. Kalbimizle düşünelim. Sevdiğimizi bir tanrı gibi sevmek ve onu öyle olmadığı halde kusursuz görmek yerine, asıl Sevgili’nin kusursuz güzelliğine, eksiksiz mükemmelliğine, sonsuz muhabbetine talip olabilelim ve dünyadaki sevmelerimizi Onu sevmeye basamak eyleyebilelim.

Bölük-pörçük sevgilerimizi Ona muhabbette toplayabilelim.

Evet, mecazi aşk bahane, aslolan hakiki aşk.

Yeni Sayfa 1

KİTAPLAR

 

 

sayfama giriş yapabilir,

arkadaşlarınıza tavsiye edebilirsiniz.

 

 

 

 

Reklam