ANA SAYFA

 

 

Murat Çiftkaya

                      yazar

ANA SAYFA | KİMDİR | YAZILAR | KİTAPLAR | ÖYKÜLER LİNKLER  |   @ MAİL  |      

 

solmenu

YAZILAR

Devletler de ölür

'İslami bisiklet'e nasıl binilir?

PKK’ya rağmen hak ve özgürlükler!

Ya Kürtler olmasaydı?

*Nerede benim rakım?” ya da nereden nereye?

Müslüman, ahlak ve para

Mardin Türkiye’ye ne söylüyor?

CHP neden iktidara gelemez ?

Cemaat mi camia mı tartışmalarına bir katkı

Cemaat, hükümet ve birkaç nokta

Havuza Taş Atma Yasaktır!

İslamcı aklın hazin göçü

İffeti yeniden hatırlamak

Düştüğümüz yerden nasıl kalkabiliriz?

En tehlikeli iktidar mücadelesi

Kadın ve eğe kemiği

Erkek erkektir

Erkekler nasıl adam olabilir?

Kimi Türk asker, kimi Türk bedelli doğar!

Bayram Otele mektup

Kâbe'nin tepesindeki saat niçin kaldırılmalı?

Tarikat ve cemaatlerin ayakta kalmasının sırrı

Derinden gelen haberler

Tepe lambalı araçlar neyin sembolü

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye -II

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye - I

Yeni ihraç malı laiklik mi?

Peçenizle beni korkutuyorsunuz

Cemaat

Mesele bölünmek değil ki...

Şiddete meyyalim, vallahi dertten

Varlığımız kime armağan

 

Reklam

 

 

uzamax

 

 

Yalan yok korkuyorum

 

Yalan yok, kor-ku-yo-rum!

 

02.05.2006- Yeni Asya Gazetesi

 

Sadece gençlerin değil, bütün insanların en hoşlanmadığı şeylerden birisi, başkalarıyla kıyaslanmalarıdır. Sence de öyle değil mi? “Abin, şöyle yapıyor, sen ise böyle.” “Zehra Hanım’ın oğlu sınavda şu puanı almış, biliyor musun?” v.s. v.s.

Ne can sıkıcı sözlerdir bunlar. Ne yazık ki, üniversite sınavı böyle bir karşılaştırmaya ve kıyaslamaya dayanıyor. Kim “daha iyi”yse o kazanıyor. Düşünsene, sınava giren her üç kişiden sadece birisi kazanabiliyor. Dolayısıyla, sınavı bir şekilde kazanmak için en az iki kişiyi elemen lâzım. Eğer bir de iyi bir üniversiteyi hedefliyorsan, rekabet edeceğin ve yarışacağın kişilerin sayısı arttıkça artıyor.

Böylesi bir rekabet, herhalde söylemeye gerek yok, insanı önce endişelendiriyor, sonra eğer bu endişeler kuvvetlenirse kaygılandırıyor. Kaygı arttıkça yerini korkuya bırakıyor. Ve huzurlarınızda her Türk gencinin tattığı o yapışkan ve bulaşıcı duygular: Sınav kaygısı ve başarısızlık korkusu.

Sınavdan aylar önce başlıyor gerginlik. En küçük bir kıvılcımda patlayabilen barut fıçıları gibi dolaşıyorsun. Bazen küçücük bir söz ruhunu kanatabiliyor, hüngür hüngür ağlayabiliyorsun, ya da durduk yerde hır çıkarıp kavga edebiliyorsun. Ya sınav sırasında? Burnu kanayanları mı ararsın, ayılan-bayılanları mı?

Ama, bilesin ki bu sınav kaygısı sadece gençlere özgü değil. Aramızda kalsın, bir arkadaşım var, kendisi yardımcı doçent. Yani, senin girmek için ter döktüğün üniversitelerden birisinde hoca. İngilizce’den zor mu zor bir sınavı geçmezse doçent ve sonra da profesör olamıyordu. İnan unuttum kaç defa girdiğini o sınava. Öyle telâşlanıyor, paniğe kapılıyordu ki sınav sırasında. Hatta, bir defasında şak diye düşüp bayılmıştı. Evet, daha sınav başlar başlamaz düşmüş bayılmış adam! En son denemesinde ise nihayet başardı...

Dostum, unutma, bu bir ölüm-kalım sınavı değil. Sen sınavdan önce de sensin, sınavdan sonra da sen olacaksın. Üniversite sınavı, sadece bilgini ölçüyor, daha doğrusu o bilgini ne kadar pratik kullanabildiğini. Sen bildiklerinden ibaret değilsin. Sen sen olduğun için değerlisin, bunu sakın unutma.

Ve sakın sakın, kendini o üç saatlik sınavın terazisiyle tartmaya kalkma. O terazinin kefesine sığmayacak kadar değerli ve önemlisin sen. Başkalarına göre, başkalarına kıyasla değil, sen sen olduğun için değerlisin.

Eminim, kendini değerli ve önemli görürsen, bu özgüven sana sınav sırasında da sakinlik verecektir.

 

Yeni Sayfa 1

KİTAPLAR

 

 

sayfama giriş yapabilir,

arkadaşlarınıza tavsiye edebilirsiniz.

 

 

 

 

Reklam