ANA SAYFA

 

 

Murat Çiftkaya

                      yazar

ANA SAYFA | KİMDİR | YAZILAR | KİTAPLAR | ÖYKÜLER LİNKLER  |   @ MAİL  |      

 

solmenu

YAZILAR

Devletler de ölür

'İslami bisiklet'e nasıl binilir?

PKK’ya rağmen hak ve özgürlükler!

Ya Kürtler olmasaydı?

*Nerede benim rakım?” ya da nereden nereye?

Müslüman, ahlak ve para

Mardin Türkiye’ye ne söylüyor?

CHP neden iktidara gelemez ?

Cemaat mi camia mı tartışmalarına bir katkı

Cemaat, hükümet ve birkaç nokta

Havuza Taş Atma Yasaktır!

İslamcı aklın hazin göçü

İffeti yeniden hatırlamak

Düştüğümüz yerden nasıl kalkabiliriz?

En tehlikeli iktidar mücadelesi

Kadın ve eğe kemiği

Erkek erkektir

Erkekler nasıl adam olabilir?

Kimi Türk asker, kimi Türk bedelli doğar!

Bayram Otele mektup

Kâbe'nin tepesindeki saat niçin kaldırılmalı?

Tarikat ve cemaatlerin ayakta kalmasının sırrı

Derinden gelen haberler

Tepe lambalı araçlar neyin sembolü

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye -II

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye - I

Yeni ihraç malı laiklik mi?

Peçenizle beni korkutuyorsunuz

Cemaat

Mesele bölünmek değil ki...

Şiddete meyyalim, vallahi dertten

Varlığımız kime armağan

 

Reklam

 

 

uzamax

 

 

Sınavdan önce hayat var mı?

 

Sınavdan önce hayat var mı?

 

09.05.2006- Yeni Asya Gazetesi

 

Çok sevdiğim öğrencim Fatoş, bir keresinde, “Bize hayat sanki ÖSS’den sonra başlıyor diye öğretiliyor” demişti. “Yani, Türkiye’de çocuklar ÖSS’ye girdikten sonra doğuyor. ÖSS’den önce kendimiz gibi davranmamız, kendimiz olmamız yasaklanıyor.”

Uzun süre düşünmüştüm bu sözün üzerine. Hak vermiştim ona. Sanırım, sen de Fatoş gibi düşünüyorsundur. ÖSS, bir doğum gibi. Milattan önce, milattan sonra gibi. ÖSS’den önce, ÖSS’den sonra.

“ÖSS’den sonra doğduğumuzda maalesef 18 yıl gibi bir kayıpla doğuyoruz.” Fatoş’un sözleri bitmedi daha. “Uzun süre kendimiz olmamız yasaklanmış ve birden ‘Hadi, şimdi koş ya da uç!’ diyorlar. Oysa biz ne emeklemeyi öğrenebildik, ne de yürümeyi...”

Fatoş ertelenmiş deneyimlerden, unutulmuş benliklerden, kayıp çocukluklardan, umutsuz rüyalardan da bahsediyor. Ama yerimiz sınırlı. Onun için, sadece büyük bir beden, ağır bir yürek, meçhul bir gelecek gibi düşündürücü başlıkları zikredip geçelim.

Aman, beni yanlış anlama. “Ben zaten kaygılıyım, korkuyorum. Bunları zaten yaşıyorum” deme. Bu kitabı sadece gençler okumuyor ki. Olur ya, belki devlet ve aile büyükleri de okur, halinden anlar diye bahsettim bunlardan. Bir de, durum buysa, ne yapmalı sorusuna birlikte cevap aramak için...

Şimdi, hani modadır ya, “Bilim adamları ve psikologlar şöyle diyorlar” diye söze başlamak. Ben de öyle diyeyim; uzmanlara göre, çocukluğunu dengeli yaşamış, gereksiz yere kısıtlanmamış, sadece tek bir noktada boğulma derecesinde odaklanmamış gençler sınavda daha başarılı oluyormuş.

Demek istiyorum ki, dostum, eğer henüz lise birinci veya ikinci sınıftaysan, vakit henüz erkenken, hayatı üniversite sınavından ibaret sanma. Bu sınav önemli “birşey,” ama “her şey” değil. Güneş sınavdan önce de doğuyor, sınavdan sonra da doğacak. Kuşlar hep cıvıldayacak, sen yine nefes alıp vereceksin. Yüreğin yine atacak.

Üniversite sınavı hayatında bir dönüm noktası, kabul. Ama ondan fazla değil. Hayatın, bir sınava indirgenemeyecek kadar değerli ve önemli. Dengeli ve akıllıca kullan onu. Sinemaya, müziğe, tiyatroya, arkadaşlarına, bazen yalnız kalıp düşünmeye, sevmeye, kısaca hayata... zaman ayırmayı unutma.

Eminim, hayatı dengeli yaşadığın takdirde, takıntılı halinden çok daha başarılı olabilirsin sınavda.

Yeni Sayfa 1

KİTAPLAR

 

 

sayfama giriş yapabilir,

arkadaşlarınıza tavsiye edebilirsiniz.

 

 

 

 

Reklam