ANA SAYFA

 

 

Murat Çiftkaya

                      yazar

ANA SAYFA | KİMDİR | YAZILAR | KİTAPLAR | ÖYKÜLER LİNKLER  |   @ MAİL  |      

 

solmenu

YAZILAR

Devletler de ölür

'İslami bisiklet'e nasıl binilir?

PKK’ya rağmen hak ve özgürlükler!

Ya Kürtler olmasaydı?

*Nerede benim rakım?” ya da nereden nereye?

Müslüman, ahlak ve para

Mardin Türkiye’ye ne söylüyor?

CHP neden iktidara gelemez ?

Cemaat mi camia mı tartışmalarına bir katkı

Cemaat, hükümet ve birkaç nokta

Havuza Taş Atma Yasaktır!

İslamcı aklın hazin göçü

İffeti yeniden hatırlamak

Düştüğümüz yerden nasıl kalkabiliriz?

En tehlikeli iktidar mücadelesi

Kadın ve eğe kemiği

Erkek erkektir

Erkekler nasıl adam olabilir?

Kimi Türk asker, kimi Türk bedelli doğar!

Bayram Otele mektup

Kâbe'nin tepesindeki saat niçin kaldırılmalı?

Tarikat ve cemaatlerin ayakta kalmasının sırrı

Derinden gelen haberler

Tepe lambalı araçlar neyin sembolü

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye -II

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye - I

Yeni ihraç malı laiklik mi?

Peçenizle beni korkutuyorsunuz

Cemaat

Mesele bölünmek değil ki...

Şiddete meyyalim, vallahi dertten

Varlığımız kime armağan

 

Reklam

 

 

uzamax

 

 

Bu da benim tasarlanmış rüyam

 

Bu da benim tasarlanmış rüyam

 

18.04.2006- Yeni Asya Gazetesi

 

Ertesi sabah, kendimce şöyle bir rüya tasarladım kâbusuma inat. Rüyamda yine o kapının önündeydim. Ama o dev gibi insanı aciz hissettiren o kapının yüksekliği dizime bile gelmiyordu. Bu defa ben dev gibi büyümüştüm, kapı ise önümde bir cüce gibi kalıyordu. Ben yine kapının diğer tarafına geçmek istiyordum. Ama içimde korkudan eser yoktu bu defa. İstediğimi yapıyordum da. Kapının altından geçmiyordum, bir adımla üzerinden atlayıveriyordum. Aciz, çaresiz ve küçük hissetme sırası kapınındı. Beni engellemek şöyle dursun, önümde duramıyor, gıkını bile çıkaramıyordu...

Ne dersin, tasarladığım bu güzel rüyayı gördüm mü sence? İyi bildin, görmedim! Ama geçen geceki gibi kâbuslar da görmedim. Bilmiyorum, bu rüyayı tasarlamamın mı etkisi oldu, yoksa başka birşeyin mi...

Unutmadan, gerçek hayatta ne olduğunu anlatayım sana. Dört (sana yalan söylemeyeyim, aslında beş) sene boyunca o kapı bana gerçek bir dost oldu. Önündeki meydanda buğdaylara hücum eden, pır pır kanat çırpan güzelim güvercinlerle birlikte en güzel manzaralardan birini oluşturdu hep.

Bu anlattığımdan şöyle gizli ve dolaylı bir mesaj çıkarmadın umarım: “Bak, çok çalışırsan, sen de aynısını yapabilirsin. Hadi koçum, hadi güzelim!”

Hayır! Kesinlikle hayır! Başta söz vermiştim hatırlarsan. Seni ne motive etmeye niyetim var, ne de argo tabirle gaza getirmeye.

Bu konuda, eminim sen yeterince duyarlısın zaten. Ve daha önce dediğim gibi, yüzlerce ağızdan duyuyorsundur bu motivasyon sözlerini. Onları da hoşgörmek gerek bu arada, öyle değil mi? Senin iyiliğini istiyorlar ve daha iyi bir hayat sürmeni diledikleri için seni teşvik ediyorlar. İyi de yapıyorlar. Düşünsene, kimse insana teşvik edici sözler söylemese, en kolay işler bile zorlaşmaz mıydı?

Kâbus ve rüya derken, o güzel kapının hakkını yememek için söyledim sana, İstanbul Üniversitesinde okuduğumu. İstanbul Üniversitesi’nin kapısı bir sembol; sembol olduğunun farkında olmayan tarihî bir kapı. Kendisine yüklenen anlamlardan habersiz yüzyıllara meydan okuyarak görevini yapan masum bir kapı. Ama gelgelelim, üniversite ve üniversite kapısı deyince hâlâ o kapının resmi damlıyor zihinlerimize. Kâbuslarımızı, rüyalarımızı o kapı zehirliyor ya da süslüyor. Üniversite dediğimiz şey de, nihayette, binalardan, içindeki dersliklerden ve hocalardan oluşan mütevazi birşey. Ne cennet, ne de başka birşey. İyi birşey, bu kesin...

 

Yeni Sayfa 1

KİTAPLAR

 

 

sayfama giriş yapabilir,

arkadaşlarınıza tavsiye edebilirsiniz.

 

 

 

 

Reklam