ANA SAYFA

 

 

Murat Çiftkaya

                      yazar

ANA SAYFA | KİMDİR | YAZILAR | KİTAPLAR | ÖYKÜLER LİNKLER  |   @ MAİL  |      

 

solmenu

YAZILAR

Devletler de ölür

'İslami bisiklet'e nasıl binilir?

PKK’ya rağmen hak ve özgürlükler!

Ya Kürtler olmasaydı?

*Nerede benim rakım?” ya da nereden nereye?

Müslüman, ahlak ve para

Mardin Türkiye’ye ne söylüyor?

CHP neden iktidara gelemez ?

Cemaat mi camia mı tartışmalarına bir katkı

Cemaat, hükümet ve birkaç nokta

Havuza Taş Atma Yasaktır!

İslamcı aklın hazin göçü

İffeti yeniden hatırlamak

Düştüğümüz yerden nasıl kalkabiliriz?

En tehlikeli iktidar mücadelesi

Kadın ve eğe kemiği

Erkek erkektir

Erkekler nasıl adam olabilir?

Kimi Türk asker, kimi Türk bedelli doğar!

Bayram Otele mektup

Kâbe'nin tepesindeki saat niçin kaldırılmalı?

Tarikat ve cemaatlerin ayakta kalmasının sırrı

Derinden gelen haberler

Tepe lambalı araçlar neyin sembolü

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye -II

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye - I

Yeni ihraç malı laiklik mi?

Peçenizle beni korkutuyorsunuz

Cemaat

Mesele bölünmek değil ki...

Şiddete meyyalim, vallahi dertten

Varlığımız kime armağan

 

Reklam

 

 

uzamax

 

 

Bir ömür üç saate sığar mı?

 

Bir ömür, üç saate sığar mı arkadaş?

 

25.04.2006- Yeni Asya Gazetesi

 

Üniversite sınavına girmeye hazırlanan, ya da bu sınavdan geçmiş hangi gence fikrini sorsam, bana aynı cevabı veriyor: Her şey, ama her şey gelip o üç saatlik sınavda düğümleniyor. Haksızlık değil mi? Bütün çalışmaların, bütün emeklerin sonucunun o bol stresli üç saate bağlı olması çok kötü. İnsan sağlık sorunları yaşayabilir ve aslında sahip olduğu performansı gösteremeyebilir; sonuçta hiç de hak etmediği bir yerde bulabilir kendisini...

Böyle diyorlar. Pek de haksız sayılmazlar. Sanırım sen de benzer şekilde düşünüyorsun. Ne kadar çalışmış, ne kadar hazırlanmış olursan ol, o üç saatin nasıl geçeceğinin belirsiz olması insanı strese sokuyor, hatta korkutuyor. Zaman kısaldıkça, sınav yaklaştıkça hissettiğin psikolojik baskı giderek artıyor. Sanki, ailenin, akrabalarının, öğretmenlerinin cümlesinin gözü sana dikilmiş gibi geliyor. Bakışlarında hep koca koca beklentiler görüyorsun. Eh, bir de kendine karşı sorumluluğun eklenince bunlara, gelsin heyecanlar, gelsin stresler ve kurdeşenler...

Bence de, bir insanın kaderinin üç saatlik bir sınavla belirlenmesi çok adil değil. Eminim, arkadaşlarınla çok konuşmuş, tartışmışsındır bu konuyu. Lisede, hatta ortaokulda ciddî bir branşlaşma olayının gerçekleşmesini, insanların yeteneklerine ve ilgilerine göre daha o zamandan yönlendirilmelerini, üniversitenin de bu branşlaşmanın bir uzantısı olması gerektiğini siz de çokça konuşmuşsunuzdur.

Ama biliyorsun, bizim ülke böyle. Konuşmak çok işe yaramıyor. Sadece biz değil, koca koca profesörler ve devlet adamları da bol bol konuşuyor ve tartışıyor, ama pek birşey değişmiyor. Bizim ülkede, bir sistem tutturulmuşsa, kolay kolay değişmiyor. Niye inan ben de bilmiyorum, ama böyle. Umalım, gelecekte birşeyler değişsin de bundan sonraki kuşaklar aynı sıkıntıları ve sorunları yaşamasın.

Ancak, bugün, beğenelim ya da beğenmeyelim; bu üç saatlik ömür törpüsü sınavdan geçmek zorundayız. Ne kadar adaletsiz de olsa, ne kadar stresli de olsa, acı bir ilâcı içmek gibi, dar bir kapıdan geçmek gibi kaçınılmaz...

Yanlış anlama, mevcut sınav sistemini savunmak için değil, belki rakibin olan o sınav karşısında kendini daha iyi hissetmen için söylüyorum: bazen bir ömür değil üç saate veya bir saate; bazen dakikalara ve hatta saniyelere sığabiliyor.

Olimpiyatlarda yüz metre koşan ve kariyeri o yarışın sonucuna bağlı olan bir atleti düşünsene. Veya bir savaşın en kritik ânında, bir komutanın bir-iki saniye içinde verdiği bir kararla savaşın yönünü tayin etmesini...

Farkındayım, bu örneklerle üniversite sınavını bir yarışa ve bir savaşa benzettim. Ne yazık ki, üzülerek yaptım bunu. Ama önemli olan yarış veya savaş öncesinde, esnasında, ve sonrasında kendimizi nasıl hissettiğimiz değil mi?

Yeni Sayfa 1

KİTAPLAR

 

 

sayfama giriş yapabilir,

arkadaşlarınıza tavsiye edebilirsiniz.

 

 

 

 

Reklam