ANA SAYFA

 

 

Murat Çiftkaya

                      yazar

ANA SAYFA | KİMDİR | YAZILAR | KİTAPLAR | ÖYKÜLER LİNKLER  |   @ MAİL  |      

 

solmenu

YAZILAR

Devletler de ölür

'İslami bisiklet'e nasıl binilir?

PKK’ya rağmen hak ve özgürlükler!

Ya Kürtler olmasaydı?

*Nerede benim rakım?” ya da nereden nereye?

Müslüman, ahlak ve para

Mardin Türkiye’ye ne söylüyor?

CHP neden iktidara gelemez ?

Cemaat mi camia mı tartışmalarına bir katkı

Cemaat, hükümet ve birkaç nokta

Havuza Taş Atma Yasaktır!

İslamcı aklın hazin göçü

İffeti yeniden hatırlamak

Düştüğümüz yerden nasıl kalkabiliriz?

En tehlikeli iktidar mücadelesi

Kadın ve eğe kemiği

Erkek erkektir

Erkekler nasıl adam olabilir?

Kimi Türk asker, kimi Türk bedelli doğar!

Bayram Otele mektup

Kâbe'nin tepesindeki saat niçin kaldırılmalı?

Tarikat ve cemaatlerin ayakta kalmasının sırrı

Derinden gelen haberler

Tepe lambalı araçlar neyin sembolü

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye -II

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye - I

Yeni ihraç malı laiklik mi?

Peçenizle beni korkutuyorsunuz

Cemaat

Mesele bölünmek değil ki...

Şiddete meyyalim, vallahi dertten

Varlığımız kime armağan

 

Reklam

 

 

uzamax

 

 

Bir idam mahkumunun son günü

Bir idam mahkumunun son günü

 

22.12.2005- Yeni Asya Gazetesi  

Biliyorum, hayal etmesi bile korkunç, ama farz edin ki haklı ya da haksız idama mahkûm edilmişsiniz. Günler, haftalar su gibi akıp geçiyor ve infaz edilmek üzere hücrenize alınıyorsunuz. 24 saat sonra boynunuza geçirilecek bir ilmekle ya da bedeninize saplanacak kurşunlarla son nefesinizi vereceğinizi biliyorsunuz.

Fransız yazar Victor Hugo’nun ilk romanı işte böyle bir durumu anlatıyor: Bir İdam Mahkûmunun Son Günü. Korku, elem, acı, vs. gibi duyguların ötesinde mahkûmun içinde filizlenen, ama bir türlü gerçek olamayan ümitsiz kurtuluş ümidi, son yirmi dört saatin ne kahredici bir zaman dilimi olduğunu resmediyor. Hugo’nun romanında, bahtsız “kahraman” idamdan kurtulamıyor.

Acaba öyle bir konumda biz olsak idamdan kurtulmak için nelere razı olur, neleri feda ederdik? Meselâ, bütün servetimizi son kuruşuna kadar idamdan kurtulmak için feda etmez miydik? Veya hayatı satın almak için, ömür boyu—zulmedilmemek ve insaflı bir ücret ödenmek şartıyla—çalışmaya razı olmaz mıydık?

Çinli bir idam mahkûmu Yuan Baojing de cinayetten ötürü idam cezasına çarptırılmış. İnfaz ensesine kurşun sıkılarak gerçekleştirilecekmiş. Baojing, birkaç hafta önce infaz için hücresinden alınıp ayrı bir yere bile konulmuş. Ama Chinadaily.com’un haberine göre, idama saatler kala 6 milyar dolar tutan şahsî servetini devlete bağışlamayı kabul edince, infaz durdurulmuş.

Kendinizi Baojing’in yerine koyun. Hayatınız karşılığında ödediğiniz 6 milyar dolar gözünüze “pahalı” gelir miydi? Ömür boyu fakirlik içinde de olsa hayatta kalmak, herşeyden daha değerli gelmez miydi?

Herşeye gücü yeten bir Yaratıcı’yı inkâr eden veya unutan, hayatı dünya hayatından ibaret sayan ve ölümü yokoluşla eş tutan modern insan, aslında her gününü Hugo’nun romanındaki mahkûm gibi yaşıyor. Her günü son gün olabilir, çünkü ölümün ne zaman nasıl geleceği bilinmiyor. Bu belirsizlik, her günü son gün haline getirip bir defa idam olmaktan daha fazla acı ve korku getiriyor. Felsefeci Bernard Russell’in ifadesiyle, modern insan kümeste tutulan ve her gün kesilmek üzere kümesten biri alınan tavuklara benziyor. Şuur sahibi olmayan tavuklar, sıranın birgün kendilerine de geleceğini bilmeden iştahla yemlerini yiyebiliyor, ama insan düşündüğü zaman o acı sona katlanamıyor. İnsan sadece kendi ölümü için değil, tüm sevdiklerinin ölümü veya ölüm ihtimaliyle titriyor. Bu korkudan ve titremeden kurtulmak isteyen insan, devekuşu misali, ölümü unutmaya ve unutturmaya çalışıyor. Türlü fantazilerle ölüm karşısında başını unutkanlık kumuna sokuyor. Eğleniyormuş, lezzet alıyormuş gibi yapıyor.

Batı kültüründe ölüm bir tabu konudur. Yani uluorta açılması ve konuşulması hoş karşılanmayan, hatta ayıplanan bir konu. Mezarlıklar yaşam alanlarının çoktan dışına atıldı. Çünkü ölümü unutmaya çalışan insanlara yanlarından veya önlerinden geçerken ölümü hatırlatıyor ve “rahatsız” ediyor. Ölümü bitiş veya son görmeyen, aksine sonsuz hayata açılan bir kapı olarak kabul eden kültürlerde ise ölüm hayatla içiçedir, kaçılmaz ve tabu olarak görülmez. Mezarlıklar meskun mahallerin yanında, hatta bazen içindedir. Ama dünyevîleşme sürecinin etkisiyle, şehir merkezindeki bir mezarlığın girişindeki âyetin Türkçe meâlinin yazılmasıyla çıkan tartışmaları hatırlarsınız. Hiçbir canlının kaçamadığı ve muhakkak bir gerçeği ifade eden ve “Her cân/nefis, ölümü mutlaka tadacaktır!” ifadesinden rahatsız olduğunu söyleyenler çıkmıştı.

Batı’da olsun Doğu’da olsun, dünyevîleşmiş modern insan yüreğinde bir idam mahkûmunun son gününün korkusunu taşıyarak yaşamaya çalışıyor. Ölüm hakikatinin kokusu bile bütün hazlarını, emellerini ve hayallerini tuzla buz ediyor. Yaratıcı’dan yüz çevirilip göz kırpılan hiçbir tabiat, hiçbir sebeb ölümün karanlığından kurtaramıyor insanı. “Bilim ve teknoloji gelişiyor” ümidi ölümün sert yüzünde un ufak oluyor. Hiçbir ideolojik oyalanma ebedî idam kabul edilen ölümden, mezarın karanlığından ve soğuğundan çekip çıkaramıyor...

Fani hayatı bâkîleştirmenin, ölümü idam olmaktan çıkartmanın, sonsuz yokluğa düşmek yerine sonsuz mutluluğa erişmenin yolunu, Altıncı Söz’de “Allah mü’minlerden canlarını ve mallarını, karşılığında Cenneti onlara vermek sûretiyle satın almıştır” (Tevbe, 9:111) âyetine dayanarak izah eden Said Nursî, Kayyûm-u Bâkî olan Zât-ı Zülcelâl’e verilen ve O’nun yolunda sarf edilen geçici ömrün bekâ bulacağını, bâkî meyveler vereceğini müjdeler. “O vakit ömür dakikaları, âdeta tohumlar, çekirdekler hükmünde zâhiren fena bulur; çürür. Fakat Âlem-i Bekada, saadet çiçekleri açarlar ve sümbüllenirler.”

Baojing bütün servetini gerçekten elinden çıkarmıştı idamdan kurtulmak için. Bizim ölümden kurtulmamız için ne cânımızı, ne de sahip olduklarımızı terketmemiz gerekmiyor; onları asıl Sahibine aklen ve kalben teslim etmemiz, Onun kudretinden ve rahmetinden bilmemiz yeterli. Ve bir de, Altıncı Söz’deki ifadeyle, “Bir asker gibi Allah nâmına işlemeli, başlamalı… Ve Allah hesabıyla vermeli ve almalı… Ve izni ve kanunu dairesinde hareket etmeli, sükûnet bulmalı… Kusur etse, istiğfar etmeli.”

Yeni Sayfa 1

KİTAPLAR

 

 

sayfama giriş yapabilir,

arkadaşlarınıza tavsiye edebilirsiniz.

 

 

 

 

Reklam