ANA SAYFA

 

 

Murat Çiftkaya

                      yazar

ANA SAYFA | KİMDİR | YAZILAR | KİTAPLAR | ÖYKÜLER LİNKLER  |   @ MAİL  |      

 

solmenu

YAZILAR

Devletler de ölür

'İslami bisiklet'e nasıl binilir?

PKK’ya rağmen hak ve özgürlükler!

Ya Kürtler olmasaydı?

*Nerede benim rakım?” ya da nereden nereye?

Müslüman, ahlak ve para

Mardin Türkiye’ye ne söylüyor?

CHP neden iktidara gelemez ?

Cemaat mi camia mı tartışmalarına bir katkı

Cemaat, hükümet ve birkaç nokta

Havuza Taş Atma Yasaktır!

İslamcı aklın hazin göçü

İffeti yeniden hatırlamak

Düştüğümüz yerden nasıl kalkabiliriz?

En tehlikeli iktidar mücadelesi

Kadın ve eğe kemiği

Erkek erkektir

Erkekler nasıl adam olabilir?

Kimi Türk asker, kimi Türk bedelli doğar!

Bayram Otele mektup

Kâbe'nin tepesindeki saat niçin kaldırılmalı?

Tarikat ve cemaatlerin ayakta kalmasının sırrı

Derinden gelen haberler

Tepe lambalı araçlar neyin sembolü

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye -II

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye - I

Yeni ihraç malı laiklik mi?

Peçenizle beni korkutuyorsunuz

Cemaat

Mesele bölünmek değil ki...

Şiddete meyyalim, vallahi dertten

Varlığımız kime armağan

 

Reklam

 

 

uzamax

 

 

Avrupa'yı yeniden düşünmek - son

Avrupa’yı yeniden düşünmek (son)

15.06.2006- Yeni Asya Gazetesi

İnsan dinsiz yaşayabilir mi?

Hangi kültüre mensup olursa olsun, insanın dinsiz yaşayamayacağı gerçeğini bir hareket noktası kabul edersek, bir İslâm ülkesi olarak Türkiye’nin katılımı Avrupa’nın kimlik sorununa olumlu katkıda bulunabilir. Ve kimi Hıristiyanların korktuğundan ya da kimi Müslümanların umduğundan farklı biçimde, değişik bir diyalektik süreç başlatabilir.

Yani, tarihte Müslümanlarla—saldırı ya da savunma şeklinde—her temasa geçtiğinde Hıristiyanlığını hatırlayan ve pekiştiren Avrupa, Müslümanları da içine aldığında mutlaka bir dönüşüme uğrayacak.

Yine bir öteki olarak—ama bu defa küçük harfle—içselleştirilecek ve barış içinde bir arada yaşanılacak Müslümanlar ve İslâm, Avrupalıların bi- linçaltlarının derinliklerine itilmiş din olgusuna ilgiyi uyandırabilir. İslâmiyet ve Müslümanlar, geçmişte olduğu gibi, ama bu defa barışçı bir ortamda, Avrupalılara kendi dinî kimliklerini hatırlatabilir.

Hiç şüphesiz, bu ne eskide olduğu gibi akıllardan körü körüne taklit bekleyen bir Kilise Hıristiyanlığının hükümranlığı, ne de iyimser Müslümanların umduğu gibi on milyonlarca Avrupalı’nın Müslüman oluşu şeklinde gerçekleşecek. Belki, İslâmiyet, Hıristiyanlığın içi boşaltılmış semavî değerlerinin ve hakikatlarının yeniden hatırlanması ve ihyası için bir kaynak veya bir yardımcı nokta teşkil edebilecek.

İster “gerçek İsevilik,” ister “hanif din,” ister “doğal din” şeklinde isimlendirilsin, bu yöneliş Hıristiyanlık içinde, ama Kilise Hıristiyanlığından farklı olacak gibi görünüyor. Tarihindeki sarkaç salınımlarının—ortaçağdaki dogmatik Hıristiyanlık ve onun akabinde dini dışlayan Aydınlanma sürecinden sonra—Avrupalı’nın dine yeniden yönelişi beklenebilir ve makul bir gerçek.

Dolayısıyla, Avrupa’da Müslüman bir ülkenin ve toplumun varlığı, Avrupa’ya kaybettirdiği sanıldığı anda, dinini—hakikatleriyle birlikte—yeniden kazanmasına katkıda bulunabilir. Tek bir şartla: Avrupa İslâm’ı ve Müslümanları bir “öteki” görmeyip, onu gerçekten tanımaya, anlamaya ve ondan istifade etmeye çalışırsa…

 

Son bir nokta: Türkiye’ye ne olacak?

 

Türkiye’nin Avrupa’ya katılımıyla millî (resmî ideolojinin?) egemenliğinden başka kaybedecek bir şeyi yok gibi. Ama, tıpkı Avrupa gibi, Türkiye de, İslâm da eskiden olduğu—ya da olduğu sanıldığı şey—şey olmaktan çıkacak.

Birincisi, devlet mekanizması, seküler ya da dinî bir ideolojik aygıtı olarak düşünülmekten veya hedeflenmekten çıkacak. Böylece, bütün kesimler gibi dindarlar da resmî ideolojinin tahakkümünden kurtulup, göreceli bir özgürlük ortamına kavuşacak.

Bir o kadar önemli bir değişim, muhtemelen, dindarların devlet ve iktidar merkezli akıl yürütmelerden uzaklaşıp semavî mesajın muhatabı olan bireyi, ve bireyin varoluş sorunlarını esas alan tefekküre geçişte yaşanacak. Müslümanlar miyoplaştıran ve güçsüzleştiren güç politikaları yerine, hayata dönecekler yüzlerini.

İslâm, Müslümanlarca Hıristiyanlık ya da diğer dinlerin “antitezi” veya karşıtı olarak değil,—umulur ki—diğer semavî dinlerin hakikatlerini tamamlayan; dünyeviliğe, dindışı algılama ve hayat tarzlarına derman olacak bir hakikat kaynağı olarak algılanacak.

Gayretli Müslümanlar, totolojik bir kısır döngü içinde, yakîn'ini çoktan yitirmiş insanlara dini âyet ve hadislerle dayatmanın ötesine geçip, insanî düzlemi, insanî soru ve sorunları muhatap almak ve varoluşa dair hem akılları, hem de kalbleri tatmin edecek bütüncül ve derinlikli cevaplar üretmek zorunda kalacaklar…

Yeni Sayfa 1

KİTAPLAR

 

 

sayfama giriş yapabilir,

arkadaşlarınıza tavsiye edebilirsiniz.

 

 

 

 

Reklam