ANA SAYFA

 

 

Murat Çiftkaya

                      yazar

ANA SAYFA | KİMDİR | YAZILAR | KİTAPLAR | ÖYKÜLER LİNKLER  |   @ MAİL  |      

 

solmenu

YAZILAR

Devletler de ölür

'İslami bisiklet'e nasıl binilir?

PKK’ya rağmen hak ve özgürlükler!

Ya Kürtler olmasaydı?

*Nerede benim rakım?” ya da nereden nereye?

Müslüman, ahlak ve para

Mardin Türkiye’ye ne söylüyor?

CHP neden iktidara gelemez ?

Cemaat mi camia mı tartışmalarına bir katkı

Cemaat, hükümet ve birkaç nokta

Havuza Taş Atma Yasaktır!

İslamcı aklın hazin göçü

İffeti yeniden hatırlamak

Düştüğümüz yerden nasıl kalkabiliriz?

En tehlikeli iktidar mücadelesi

Kadın ve eğe kemiği

Erkek erkektir

Erkekler nasıl adam olabilir?

Kimi Türk asker, kimi Türk bedelli doğar!

Bayram Otele mektup

Kâbe'nin tepesindeki saat niçin kaldırılmalı?

Tarikat ve cemaatlerin ayakta kalmasının sırrı

Derinden gelen haberler

Tepe lambalı araçlar neyin sembolü

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye -II

Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye - I

Yeni ihraç malı laiklik mi?

Peçenizle beni korkutuyorsunuz

Cemaat

Mesele bölünmek değil ki...

Şiddete meyyalim, vallahi dertten

Varlığımız kime armağan

 

Reklam

 

 

uzamax

 

 

Anarşi, kulluğun bittiği yerde başlar

Anarşi, kulluğun bittiği yerde başlar

16.03.2006- Yeni Asya Gazetesi

Bir Müslümanın fiillerine öncelikle yön veren, iman bağıyla bağlandığı Rabbinin emirleridir. O kendisini, bu dünyada Rabbinin arzu ettiği şekilde yaşamakla mükellef bir “kul” olarak tanımladığı için, kulluk bilinciyle bağdaşmayan fiillerden ve hallerden hassasiyetle uzak durur.

Meselâ, başkasına ait bir mala elini uzattığında hatırlayacağı şey, öncelikli olarak, hırsızlığı yasaklayan İlâhî hüküm olacaktır. İlâhî arştan indirilen emri, imanın hassasiyetiyle ve kalbiyle işitir. Hırsızın elinin kesilmesine hükmeden âyet karşısında imanıyla birlikte ulvî duyguları harekete geçer. Ruhun ve vicdanın derinliklerinden o hırsızlık eğilimine şiddetli bir karşı çıkış belirir. Nefis ve hevesten gelen o eğilim parçalanır, çekilir. Çünkü o duyguya ve eğilime sadece vehim ve düşünceler değil, akıl, kalb ve vicdan gibi bütün mânevî kuvvetler hücum eder. İlâhî hükmün hatırlanmasıyla vicdanî bir yasakçı o duygunun karşısına çıkıp onu susturur.

İman, Müslüman bir ferdin kalbinde ve zihninde gece-gündüz sürekli görev yapan manevî bir yasakçı bıraktığından, nefisten kötü eğilimler çıkar çıkmaz bu yasakçı tarafından tokatlanır ve kaçırılır...

Aşağıda devam edeceğimiz bu tahlil, yüzyılımızın başında Said Nursî tarafından yapılmıştır. Kendisine, toplumun dine mi, yoksa laik ve millî bir ahlâka mı dayandırılması gerektiğini soranlara iman ve imansızlık durumlarında kişinin dünyasının ve bakış açısının nasıl bir renk alacağını uzun uzun karşılaştırmalı olarak anlatan Said Nursî, daha sonra İslâm toplumunun mutluluğunun ve düzeninin ancak İlâhî hükümlerle sağlanabileceğini belirterek hırsızlık eğilimi karşısında bir Müslümanın yaşayacağı ruh halini tasvir eder.

Cezalar emr-î ilâhî ve Rabbanî adalet adına icra edildiğinde hem ruh, hem akıl, hem vicdan ve hem de insaniyetin özündeki ince duygular etkilenecek ve harekete geçecektir. İlâhî adalet adına verilmeyen birkaç yıllık hapis cezasının etkili olamayışının nedeni, cezanın hafifliği değil kudsiyetten mahrum oluşudur. Bu cezalar yalnız insandaki vehim duygusunu etkilemektedir. Kendisini “kul” değil de laik bir devletin vatandaşı olarak tanımlayan bir insan hırsızlığa niyetlendiğinde, millet ve vatan yararına cezaya çarptırılacağını hatırlar. Veya insanların bu durumu öğrenmeleri halinde kendisine kötü gözle bakacaklarını düşünür. Böyle bir durumda sadece vehim duygusu, o da küçük bir derecede, etkilenir. Nefisten ve hevesten çıkan o kuvvetli eğilim galip olur. Kişiyi o kötülükten vazgeçirmek için hapis cezası faydasız kalır.

Diğer taraftan, o cezalar İlâhî emir adına olmadığından adaleti de sağlayamaz. Abdest almadan, üstelik kıbleye değil de başka bir yöne doğru kılınan namaz nasıl geçerli olmazsa, Allah’ın emri adına olmayan cezalar da geçersizleşir, bozulur. Dahası, etkisi yüzden bire iner.

İşte, Rabbiyle imanî bağları kopartılmış, kulluğundan uzaklaştırılmış bir insan, İlâhî emirler çerçevesinde düzenlenmeyen dairelerde, “yasak” kabul edilen şeyler karşısında benzer tavırlar gösterecektir. Evde, bir evlât olarak anne-babasının emir ve yasaklarına Allah emrettiği için değil de, kendisi gibi yaratılmış olan ve hatalarla malûl anne-babası öyle istediği için veya toplum öyle arzu ettiği için uymaya zorlandığında, bu türden arzî kurallar karşısında nefis ve hevası galip gelecek; anne-babasına hakettikleri hürmet yerine isyan ve hürmetsizlikle karşılık verebilecektir. Okulda, öğretmenini ilme açılan bir kapı olarak değil de lüzumsuz ve boğucu bilgileri kafasına doldurmaya çalışan ve üzerinde baskı kurmak isteyen bir otorite olarak gördüğünde, kolaylıkla nefsine uyup öğretmeninin otoritesini hiçe sayabilecektir... Bunun anlamı ise irili-ufaklı “anarşiler”den başka birşey değildir. Ve yaşadığımız da bundan başka birşey değildir.

Anarşiden, imanın ve kulluğun yeniden tesisine

İlk ve asıl anarşi insan ruhu denilen memlekette başlar. İlk ve asıl mafya çetesi de burada kurulur. Şeytanın ardına takılan insan nefsi Rabbi karşısında kulluk makamından istifa eder... Rabbinin İlâhî otoritesini reddedip kendi sahte otoritesini ilân eder. Bu “gayrimeşru patron” ikinci adımda akıl ve hayal gibi diğer duyguları kendisine râm eder. Rablerinin sözcüsü kalb ve vicdana ise susturulmak ve sindirilmek kalır. İnsan Rabbanî otorite ile nefsin sahte otoritesi arasında bocalayıp durur. Tam anlamıyla ruhî ve hissî bir anarşi yaşar.

Dış dünyaya yansıyan mafyalar ise olsa olsa aynı isyanı yaşayan nefislerin zahirî bir ortaklaşmasıdır. Bu mafyaları çökertmenin yolu, yeni kanunlar çıkarmak, yeni emniyet tedbirleri almak veya silâhlı güçleri kuvvetlendirmek değil, insan ruhundaki en kuvvetli mafyayı çökertmek, ruhlardaki manevî yasakçıların görev yapmasına çalışmaktır.

Eğer toplumsal anarşiye son verilmek isteniyorsa, bu daha fazla “laik eğitim”le sağlanamaz. Öncelikle yapılması gereken İlâhî otoriteyi ve kuralları tanımak istemeyen, kulluğun sorumluluklarından kaçınan ve en büyük “anarşist” olan nefislerin imanî terbiyeye tâbi tutulmasıdır.

Bu ise, ruhlarda ve kalblerde âlemlerin Rabbinin kudsî mesajlarının yol bulmasına izin vermekle; Habibullah’ın ardında, onun sünnetinin rehberliğinde O Rabbe en iyi nasıl kul olunacağının izini sürmekle mümkündür.

 

Yeni Sayfa 1

KİTAPLAR

 

 

sayfama giriş yapabilir,

arkadaşlarınıza tavsiye edebilirsiniz.

 

 

 

 

Reklam